GÜNCEL

Yusuf Kaplan : Bu topraklardaki İslâmî varlığımız tehlikede… Oysa anahtar bizde!

Tarih
31 Temmuz 2017
İzlenme
Kişi
Yazar
Yusuf Kaplan
 Sekülerleşme /dünyevîleşme biçimi, Müslüman bir topluma dışardan gelen, içerde gerçekleştirilen bir kültürel saldırı biçimidir. Yeni sömürgecilik biçimidir bu.

Bu yeni-sömürgecilik biçimi, özellikle medyalar üzerinden zihnî işgalle hayata geçirliyor… seküler duyuş, yaşayış ve bakış biçimleriyle daha kolayca ve hatta ayartarak köleleştiriyor bizi de, bütün dünyayı da.

O yüzden sekülerleştikçe, İslâmî sâbitelerimizi yitiriyoruz hızla…

Sekülerleştikçe, değişkenler, sâbitelerimizi yerle bir ediyor ve zamanla değişkenler, sâbite katına yükseliyor, değişmez kural hâline geliyor, rutinleşiyor ve biz de kanıksıyoruz bu ontolojik yok oluş sürecini…

Özetle: Sekülerleştikçe, İslâmî duyarlıklarımız aşınıyor.. İslâmî duyarlıklarımız aşındıkça, bu ülkedeki İslâmî varlığımız darbe yiyor, eriyor, adım adım yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kalıyor…

Somut örnekler üzerinden test edelim buraya kadar teorik olarak söylediklerimizi…

YOK OLUŞUN İŞARET FİŞEKLERİ…

İslâm’la ilişkisi sıfırlanan bir kuşak geliyor… Sıfır.

Sadece tüketim çılgınlığı peşinde koşturan; kariyerizme, paraya tapan, egoizmin pençesinde kıvranan; medya, sanal dünya, film, futbol gibi neredeyse hayatın bütün alanlarını şekillendiren bütün mecralarda, hız, haz ve ayartı peşinde koşturan duyarlıklarını yitirmiş, dünyanın sorunlarına yabancılaşmış, düşünme melekeleri dumura uğramış, sorumluluk bilinci sıfırlanmış, bu ülkeye, bu ülkenin bin yıllık medeniyet birikimine aidiyet ve mensubiyet biçimleri yerle bir olmuş, bir an önce kapağı Avrupa’ya, Amerika’ya atmak için kurulmuş, kurgulanmış, beyni yıkanmış bir yokoluş kuşağı bu…

Uyuşturucu kullanımındaki patlamayı yazmıyorum bile…

Özetle genç kuşaklarımız zihnen ve bedenen ölüyor gözümün önünde… 

Geleceğimizin yok oluşunu seyrediyoruz hep birlikte… Kimi zaman bazı çevrelerde güle oynaya hem de…

İntihar bu. Bir toplumun bugününün değil, yarınının da adım adım yok edilmesi, katledilmesi hatta.

Genç kuşağın savruluşuyla sınırlı değil bu ülkedeki İslâmî varlığımızın yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kalması sorunu.

Toplumda boşanma oranları katlanarak artıyor… Hem de muhafazakâr çevrelerde bir patlama yaşanıyor özellikle… Egoizm, kariyerizm, bireyselleşmenin meyveleri…

Toplumun bütün kesimleri hızla konformistleşiyor… Oportünizm tavan yapıyor… Herkes menfaatine bakıyor…

Kardeşlik, yardımlaşma, kanaatkârlık, tevazu, fedakârlık, diğergâmlık gibi kurucu değerlerimiz yok oluyor…

YENİDEN MÜSLÜMANLAŞAMAZSAK YOK OLURUZ…

Ne yapacağız peki?

Yapacağımız şey çok açık: Yeniden Müslümanlaşmak. Deyim yerindeyse, kendimizi re-setlemek, bismillah diyerek her şeye yeniden, taze bir ruhla, taze bir heyecanla silbaştan başlamak… 

Müslüman olma coşkusunu yakalamak… Müslüman olmanın nimet olduğu gerçeğini iliklerimize kadar hissederek sarsılmaz ve aşılamaz ilkelerimizi yeniden hayata geçirmek… 

Müslüman olma coşkusunu doyasıya yaşamak, bu coşkuyu diğer müslüman kardeşlerimizle paylaşmak… 

Müslüman olmanın tadına varmak, tadını almak ve herkese tattırma coşkusunu iliklerimize kadar yaşamak…

İSLÂM, CEMAATLE YAŞANIR, CEMAATLE YAŞAR VE HERKESİ YAŞATIR…

Peki, nasıl yeniden-Müslümanlaşabileceğiz hakkıyla öyleyse?

Cemaatleşerek…

Efendimiz (sav) âlemlere rahmet olarak gönderildi.

Efendimiz olmadan rahmet tecellî etmez. Doğum gerçekleşmez. 

Rahmet cemaate gizlidir. Cemaat olmadan İslâm hayatı inşa edilemez.

Cemaat, her bakımdan, rahmetin kaynağı ve tecelligâhıdır.

O yüzden üç Müslüman bir araya geldiğinde cemaat olmalarıemredilmiştir. Bu kadar açık, sarih ve nettir bu. Emirdir.

Ama bir cemaat sadece kendini düşünemez, kendi mensuplarını düşünerek hareket edemez. 

Cemaat ruhuna terstir bu.

Cemaat, mahviyetkâr olmalıdır. Kendinden önce başka bir kardeşini, başka bir cemaati, başka bir cemaatin mensubunu düşündüğü zaman hakkıyla cemaat olur, hakikatten süt emen, herkesin susuzluğunu giderecek hakikatli bir cemaat olur.

O zaman rahmet tecellî eder.

O zaman kardeşlik yeşerir, neşvünemâ bulur, cemaat olmanın maksadı hâsıl olur, kapanan kapılar açılır, açılan kapılar göğüsleri genişletir, gönül coğrafyası inşa edilir…

DÜNYAYI ONTOLOJİK FELÂKETTEN SAHİH EHL-İ SÜNNET CEMAATLER KURTARACAK…

Öyleyse yeniden müslümanlaşabilmenin yolu, cemaatlerin hakkıyla yeniden-cemaatleşmelerinden geçiyor…

Unutmayalım: Ayağımızı basacağımız zemin kalmadı. Eksenimizkaydı iki asır önce.

Bir asır önce de yörüngemizi yitirdik biz… 

Zemin çok kaygan o yüzden. Kaygan zeminlerde patinaj yapıyoruzyine bu nedenle. 

Her tür saldırıya karşı bizi hakikate bağlayacak, dimdik ayakta tutacak, birbirimize tutunmamızı sağlayacak muhkem bir yer, bir tutamak, kaynak olmalı. 

İşte o yer cemaatlerdir. Ama siyasaya, piyasaya, dünyaya asılan, tutunan cemaatler değil. Küresel sistemin kölesi hâline gelen, İslâm’ı içerden dönüştürme misyonerliği verilen FETÖ terör örgütü hiç değil elbette.

Siyaseti, parayı, dünyayı hizaya getirecek sahiciliğe, samimiyete, fedakârlığa, çileye, umuda ve ufka sahip cemaatler… Bize yeni Gazâlîler, Rabbânîler, İbn Arabîler, Yunus’lar, Mevlânâlar, Itrîler, Sinan’lar, Şeyh Galipler, Abdülhamidler yetiştirmek için yola koyulacak sahici cemaatler…

Şunu zihnimize kazıyalım, derim: Osmanlı padişahları bu dünyanın sultanları değildi yalnızca; aynı zamanda gönül sultanlarının sultanlarıydı; o yüzden Müslümanların gönlünde taht kurmayı başarmıştı Osmanlı da, sultanları da. 

Osmanlı sultanları arasında mürid olmayan bir Allah’ın kulu yoktu -bir kaç özel istisna dışında. 

Son olarak şunu söyleyeyim sonraki yazıya girizgâh olarak: Nihilizmin, izafileşmenin zıvanadan çıktığı, kitleleri hız, haz ve ayartının kölesine dönüştürdüğü postmodern dünyayı da bu ontolojik felâketten ancak Müslüman cemaatler kurtarabilir. 

Omurgasını Ehl-i Sünnetin oluşturduğu, sâbiteleri koruyarak değişkenleri yeniden yorumlama kabiliyetine sahip cemaatler… 

Bin yıl insanlık tarihini yapmamızı mümkün kılan Selçuklu’nun mayasını karan Osmanlı’nın ruhunu kuran Ehl-i Sünnete, temel kurucu kaynaklarımıza, hadislere, mezheplere ve cemaatlere son derece sığ  gerekçelerle neden saldırıldığını şimdi daha iyi anlıyor olmalıyız…

Vesselam.

Yenişafak
31 Temmuz 2017

YORUM YAPIN

Yorumlarınız editörlerimiz tarafından okunup onaylandıktan sonra yayına alınacaktır.

YORUMLAR

  • sabri hakoğlu

    09 Ağustos 2017 21:47
    1 0
    Söz Altın hükmündedir ağırlığını gerçek sarraflar bilir sahtekarlar değil
  • fuat kadıoğlu

    06 Ağustos 2017 18:04
    0 1
    Kardeşim Sabri Hakoğlu,.bunca yazdıklarıma karşı söyleyebileceğin bu kadar mı ? Bir müslümana asla yakışmayacak, son derece düşük bir kapasite İ Allah yar ve yardımcımız olsun.
  • sabri hakoğlu

    03 Ağustos 2017 08:56
    0 0
    Ey fuat kadıoğlu eminim ki sen de birileri tarafından tutulmuşsun ..
  • fuat kadıoğlu

    31 Temmuz 2017 23:11
    0 1
    "yeniden müslümanlaşmak" güzel bir hedef.Burada da, gelin yeniden müslümanlaşalım denilse,her gurup bizim gözden geçirilmesi gereken bir yönümüz yok ! diyerek doğruluğun kaynağı olarak kendi kabullerini öne sürer ve Ali imran suresinin 23.ayetinde belirtildiği üzere :Kendilerine kitaptan bir pay verilmiş olmasına rağmen ,aralarında hakem olsun diye Allah'ın kitabına davet olunduklarında yüz çevirip gidenler gibi davranırlar.
  • fuat kadıoğlu

    31 Temmuz 2017 22:46
    0 1
    Fetö felaketinden bu yana sesleri fazla çıkan yahutta değişik platformlarda bulanma imkanına sahip olanlardan,ey müslümanlar ! gelin Allah'ın ipine sımsıkı sarılalım ve parçalanmayalım (ali imran.103) diye feryad eden kaç kişi duydunuz ? Adeta Herkes Yolların bölünme noktasında pusu kurmuş,bu büyük badirenin ardından yol arama gayretine girebilecek insanları yanlış yollara yönlendirmek için çırpınıyor gibi.
  • fuat kadıoğlu

    31 Temmuz 2017 22:35
    0 1
    yusuf bey yazısında,ideal cemaatin niteliklerini belirtiyor. Türkiye'deki cemaatlerin nitelikleri buna uygunsa,açık açık söylesin bizde nasiplenelim,yok uygun değilse eleştirilmelerinde ne için dış güç parmağı arıyor.
  • fuat kadıoğlu

    31 Temmuz 2017 22:27
    0 1
    Gazali ,nizamiye medreselerinin başına geçene kadar tasavvuf din dışı kabul edilen bir akımdı. Gazali ,otoritesini kullanarak tasavvuf belasını islam ümmetinin başına bela etmiştir.Değişkenleri yeniden yorumlayabilmek için önce değişken ve sabitelerin neler olduğuna karar verilmesi gerekiyor.Her şeyh denilen iman güvesi otoritesini 1.sabite olarak pazarlayacaktır Furkan 30.ayette belertildiği gibi Kur'an yine terk edilmiş olarak bırakılacaktır..
  • fuat kadıoğlu

    31 Temmuz 2017 21:56
    0 1
    yusuf beyin bu cemaat camaat demesi gına getirdi.Buna somut bir örnek vermesini bekliyorum.zaman zaman derin düşüncelerini serdettiği semerkant tv nin sesi olduğu, şeyhe itiatı akide haline getirmiş olan menzil dininin cemaatini söylese de rahatlasa bari.Padişahların müridliğinden bahseden yusuf bey herhalde kendisi de bir mürittir.
  • fuat kadıoğlu

    31 Temmuz 2017 21:47
    0 1
    ey yusuf bey, babanın evladını,evladın babayı,kardeşin kardeşi boğazladığı osmanlı pratiğini,bir insanı haksız yere öldüren bütün insanlığı öldürmüş gibidir diyen kur'an'ın ışığında bir eleştiriye tabi tutamayan sizler,veli denilen babası 2.Beyazıtı alaşağı eden yavuz'a evliya, rekabette devre dışı bıraktığı kardeşi Ahmet'e hain diyorsunuz.Ahmet galip gelseydi şimdi ahmed'i göklere çıkarıyor olacaktınız.
YAZARIN DİĞER MAKALELERİ Tümü
BU KATEGORİDEKİ DİĞER MAKALELER
YAZARLAR

Copyright © 2018 Sesli Makale - Tüm Hakları Saklıdır.

Rta Yazılım

;