SİYASET

Yıldıray Oğur :Yaklaşıyor yaklaşmakta olan…

Tarih
19 Mart 2015
İzlenme
Kişi
Yazar
Yıldıray Oğur

19 Mart 2015

Reberiya Koma Civakên Kurdistan. KCK sistemindeki tam adı böyle. Kürdistan Demokratik Toplum Konfederalizmi Önderliği. KCK sözleşmesi Genel Esaslar Bölümü madde  22'de de görev tanımı yapılmış:

“Koma Civakên Kurdistan (Kürdistan Demokratik Toplum Konfederalizmi) Kurucusu ve Önderi, Abdullah Öcalan’dır. Ekolojiye ve cinsiyet özgürlüğüne dayalı demokrasinin felsefik, teorik ve stratejik kuramcısıdır. Her alanda bütün halkı temsil eden önderlik kurumudur. Kürdistan halkının özgür ve demokratik yaşamına ilişkin temel politikaları gözetir ve temel konulardaki en son karar merciidir. Kongra-Gel Genel Kurul kararlarının demokratik, ekolojik ve cinsiyet özgürlükçü devrim çizgisine uygunluğunu gözetir. Yürütme Konseyi Başkanını görevlendirir. Temel konulara ilişkin Yürütme Konseyi kararlarını onaylar...”

Erdoğan’ın Türk Tipi Başkanlık Modeli bunun yanında Rousseaucu katılımcı demokrasi gibi kalır…

Dün Demirtaş’ın üç kez üst üste “Seni Başkan Seçtirmeyeceğiz” derkenki heyecanının ve öfkesinin sebebi de belki budur.

Yoksa Başkanlık Sistemiyle bir sorunu olmaması gerekir. Eğer seçime kadar anti-Ak Parti oylarını toplama performansında beklentisinin üzerinde başarılı olup, partisini tek başına iktidara taşırsa herhalde yapacağı ilk iş Öcalan’ı serbest bırakmak ve bir anayasal değişiklikle Önderlik sistemine geçmek olacaktır herhâlde…

Tabii cihangir solu izin verirse…

Ama herhalde dün şu kısa konuşmayla “Kürtlerin onları AKP’ye satıp satmadığı” şüphelerini gidermiştir:

"HDP var oldukça, HDP'liler bu topraklarda nefes aldıkça sen Başkan olamayacaksın. Seni Başkan yaptırmayacağız, seni Başkan yaptırmayacağız, seni Başkan yaptırmayacağız..."
Zaten PKK 1978’de niçin kuruldu ki, Kürt siyaseti 1991’de siyasi parti kurup Meclis’e niye girdi ki?

Recep Tayyip Erdoğan adlı bir adamı Başkan yapmamak için.

O yüzden belki de 30 yıllık savaşı bitirecek, Kürt sorununun çözümü için 10 yıldır yürütülen müzakerelerin sonucu olacak bir Newroz gününe 4 gün kala Kürt siyasetinin liderinin Meclis’te kürsüye çıkıp yapacağı konuşma başka ne olabilir ki; “Seni Başkan yaptırmayacağız, seni başkan yaptırmayacağız, seni Başkan yaptırmayacağız...”

Hem de “HDP'liler bu topraklarda nefes aldıkça” gibi Kürtlerin hayatlarını bir kere daha ortaya koyacak bir şiddetle.

Bunun bir “seçim atraksiyonu” olduğu açık da, insan yine de sormadan edemiyor; barış müzakerelerinde ilerleme olunca Kürtler bizi sattı mı diye soranları teskin etmek için değer miydi bu?

Sadece Demirtaş’a değil bu soru, esas olarak Kürt sorunu yüzünden ortaya çıkmış bir silahlı hareketi, tam bu sorunun çözümünde tarihî bir dönemden geçilirken, sorunu çözdüğü iktidar partisine karşı kışkırtmak, bu sorun siyasallaşsın diye kurulmuş bir siyasi hareketin partisini PKK’ya siyaset yollarını açmak için müzakereler yürüten bir iktidarla dövüşmesi için zorlamak, barış yaptığı için satmakla suçlamaya siyasi bencillikten, savaş kışkırtıcılığından başka ne denebilir?

Günün sonunda AK Parti’nin başkanlık sistemine geçip geçemeyeceğini alacağı oy, çıkaracağı vekil sayısı belirleyecek. AK Parti, 330 vekil çıkarırsa, “HDP'liler bu topraklarda nefes alırken” de rahat bir şekilde Başkanlık sistemi referanduma taşınır.

HDP, Başkanlık sistemine karşı sokaklara dökülse de, barış sürecine bir şey olmaz.
Ayrıca, Demirtaş’ın AK Parti’yle gerilimi artırması, tam barış için adım atılan günlerde, Anadolu’da seçim propagandalarında yükselecek “PKK’yla anlaştılar” laflarına karşı AK Parti’nin işine yarayan bir panzehir işlevi de görür.

Ayrıca HDP, bu atraksiyonlarla Batı’daki “AK Parti’nin getireceği barış da zehir zıkkım olsun”cu nefret lobisini mutlu edebilir, bir kısmının oylarını da alabilir, üzerindeki “bunlar Erdoğan’la başkanlık için anlaştı, bizi sattı” mahalle baskısını bitirir.

Tamam da, günün sonunda değer mi sorusuna cevap değil bu siyasi hesaplar.
Kürt siyasetinin birinci gündemi varoluş sebebi olan Kürt sorununun çözülmesi midir? Yoksa Erdoğan’ın Başkan olmasını engellemek mi?

Ayrıca Erdoğan, HDP’nin bu kadar nefretini kazanacak ne yaptı?

2005’te tepesinde askerlerin kılıcı sallanırken Diyarbakır'a gidip “Kürt sorunu benim sorunumdur” dediği için mi ve MİT’e PKK’yla müzakere talimatı verdiği için mi suçlu?
10 yıldır her şeye rağmen bu müzakerelerin arkasında durduğu için mi suçlu?

2011’den beri “Kürt sorunu yoktur, Kürt vatandaşlarımın sorunu vardır” diyor Erdoğan. Onlarca kez bunu söyledi. Şimdi bunu söylediğinde, 10 yıldır PKK’yla müzakere yürüten, demokratik açılım, çözüm sürecinin arkasında duran, paketler açan, demokratikleşme adımları atan bir lider Kürt sorununu inkâr etmiş mi oluyor? Dolmabahçe Sarayı’nda Kürt siyasetiyle yan yana oturup açıklama yapmış, tarihî bir Newroz’a dört gün kala yine mi samimiyet testi? Yine mi zihniyet analizleri? Yine mi seçim için yapıyorlar?

Bu 10 yılda Türkiye 7 seçim geçirdi. Her seçimden önce Kürt sorununun çözümü için atılan adımlara seçim yatırımı dendi. Ne oldu peki, her seçimden sonra başka adımlar geldi, süreçler sürdü.

Hâlâ mı milliyetçiliğe oynuyor? AK Parti Orta Anadolu’nun milliyetçilerini barışa ikna etti, Erdoğan milliyetçilikleri ayaklarımın altına alıyorum dedi, Ermeni soykırımı için taziye bile yayınladı, hâlâ mı aynı bozuk kaset? Sıkılmadınız mı?

2005’te Erdoğan Kürt sorunu benim sorunum derken, bugün onun Kürt sorunu yoktur, Kürt vatandaşlarımızın sorunları vardır diskurundan inkâr politikalarına dönüş zorlamaları çıkaranlar, o inkârın ana karargâhı olan Genelkurmay koridorlarında hükümete karşı demeç dilenciliği yapmaktaydılar.

Erdoğan’ın sahiden hoş olmayan “Ne eksiği var Kürtlerin” cümlelerinden “Evlatları” manşeti çıkaran gazete o evlatlar ölürken haberlerini bile yapmıyordu.

Erdoğan Kürt sorunu için orduya rağmen, cemaatin provokasyonlarına karşı adım atarken, o gazetenin Genel Yayın Yönetmeni, Büyükanıt’ın PKK’yı ABD destekliyor dezenformasyonlarını haber yapmakla meşguldü.

Erdoğan, MİT’le Oslo sürecini inşa ederken, onlar 2007 seçimlerinden önce Kuzey Irak’a operasyon diye tutturan Büyükanıt’ın basın toplantılarında başörtülü cumhurbaşkanına karşı demeç almaya çalışıyor, mitinglere koşuyordu.

TSK’larını kaybeden bu güruh, siyasete karşı kendine yeni bir TSK olarak PKK’yı buldu. PKK’dan Türkiye’yi demokratikleştirmesini, Erdoğan’ın başkanlık sistemini engellemesini bekleyecek kadar çaresizler.

Hadi onların gözü bu çaresizlikle barış falan görmüyor.

Peki ya Kandil’in HDP’nin gözü?

Alman Die Zeit gazetesine konuşan Cemil Bayık, IŞİD’in esas halifesi Bağdadi değil Erdoğan bile deyince gazetenin muhabiri dayanamayıp “Barış görüşmeleri yürüttüğünüz bir ülke hakkında böyle mi konuşuyorsunuz?” diye sormuştu.

Büyük Newroz gününe dört gün var. Kandil ve HDP ne zaman Erdoğan’ın başkanlığına karşı çıkıştaki o büyük heyecanını çözüm ve barış için duyacak acaba?

Yok, ileride bu güzel günlerin keyfini çıkarmadıkları için üzülmesinler de…

Türkiye

YORUM YAPIN

Yorumlarınız editörlerimiz tarafından okunup onaylandıktan sonra yayına alınacaktır.

Hiç yorum yapılmamış

YAZARIN DİĞER MAKALELERİ Tümü
BU KATEGORİDEKİ DİĞER MAKALELER
ÖNE ÇIKANLAR Tümü
YAZARLAR

Copyright © 2018 Sesli Makale - Tüm Hakları Saklıdır.

Rta Yazılım

; ;