POLEMİK

Yıldıray Oğur : Özel bir mesele

Tarih
31 Mart 2015
İzlenme
Kişi
Yazar
Yıldıray Oğur

31 Mart 2015

Savcılığın daveti üzerine 2014/116320 nolu soruşturma dosyasında ifade verdim. Savcı’nın sorularına bildiğim kadar cevap vermeye çalıştım. İfademin bir kısmı dün Star Gazetesi’nde yayınlandı. 
http://haber.star.com.tr/guncel/bavul-eri-tuncay-opcin/haber-1015090 …

Pazar sabahı güne farklı cemaatçi hesaplardan, birkaç saniye arayla atılmış, yine ne tesadüf ki hepsinde “itirafçı” kelimesi geçen mesajlarla başladım. Cemaatçi hesapların şahı @sosyalpencere hesabının RT’leriyle artarak devam etmekteler. İstanbul’dan Kars’a, gözaltına almak için giden polisleri aynı tsirtle karşılayan polislerden sonra örgüt’e bir güçlü delil daha. Yoksa size ne değil mi Taraf gazetesinde olan bitenden.

“İtiraf” dediklerine göre söylediklerime bir itirazları yok demek. Bunun söylenmesine itirazları. Tabii hangi örgütsel bağla birbirimize bağlı  olduğumuzu açıklarlarsa “itiraf” kelimesi de manasını belki bulur.

Savcının tanıyıp tanımadığımı sorduğu bir kişiyi nasıl tanıdığımı anlatmanın tam tersi yalan söylemek olabilirdi. Belki o daha az başımı ağrıtırdı. Böylece haber kaynağını açıklamış olmaksa eleştiri, ortada ne bir haber ne de bir kaynak görüyorum artık. Daha çok sahtekârlık, aptal yerine konulma, gerçeği eğip bükmek, insanların hayatlarıyla oynamak,  demokrasiye karşı kumpas görüyorum. O yüzden bir gazeteci olarak üzerime şu an düşen en birincil görev hakikatin ortaya çıkmasına yardım etmek…

İşin bu kısmı böyle. Gelelim, bu ifadeyle ilgili haberi okuyunca hakikatin ortaya çıkmasından çok politik hasımlarına bir taş daha atmanın telaşına düşenlere.

Başkasının evine taş atmanın iyi bir fikir olmadığı sektörlerin birinci sırasında medya geliyor olabilir. Evler hep camdan çünkü.

Böyle bir şahsi yazı yazmak istemezdim. Ama şu tweetteki aşırı unutkanlıktan kaynaklanan küstahlığı görünce yazmaya karar verdim.

[email protected]  Yıldıray Oğur'un ifadesi sızmış. Kafede buluşup belge alışverişi yapıyorlarmış. Ama nasılsa bu tuhaf gelmemiş ona... 

Bir haber için biriyle cafede buluşmanın Aslı Aydıntaşbaş’a tuhaf gelmesi anlaşılır. Yıllarca Genelkurmay karargâhında, askerî brifinglerde, ABD büyükelçiliğinde en üst düzeyde doğrudan bilgilendirilmiş bir gazeteci için bir haber peşinde bir cafeye gitmek gazetecilikten sayılmıyordur muhtemelen.

İfadede ve haberde “haber olacak belge vermişti” geçmesine rağmen bunu “Belge alışverişi” diye yazmak da herhalde askerî vesayet yıllarından kalma bir hakikati eğip büküp çarpıtma hastalığı ve az sonra görüleceği üzere bir tür mesleki deformasyon olsa gerek…

Size haber için belge getirmeyi vadeden biriyle bir cafede buluşmak, doğrudan haber kaynağına soru sormak, sonra bunu kendi kaynaklarından teyit edip haber yapmakta tuhaf olan bir şey yok.

Ama gazeteye sarı zarf içinde gelmiş kâğıtları “derin devletin anayasası” diye sürmanşet yapmak sahiden tuhaf bulunabilir.

Tıpkı, 26 Mayıs 2006’da Sabah gazetesinin yaptığı gibi. http://arsiv.sabah.com.tr/2006/05/26/gnd91.html.

O gün Sabah gazetesi “Ergenekon Anayasası” sürmanşetiyle çıktı. İç sayfadaki başlık da “İşte derin devletin gizli anayasası”:

Haberin iddialı girişi de şöyleydi: “SABAH gazetesi, varlığı güvenlik güçleri ve istihbarat tarafından uzun süredir bilinen ve yöneticileri arasında akademisyen, emekli asker ve güvenlik güçlerinden ayrılan isimlerin de olduğu Ergenekon'un 'anayasasını' ele geçirdi.”

2006’dan bahsediyoruz. Ergenekon davası henüz başlamamış. Haberin altındaki imza kimindi dersiniz? Dönemin Sabah Ankara Temsilcisi Aslı Aydıntaşbaş’ın.

Olabilir, her gazeteci yanılabilir, kandırılabilir, heves eder, acele eder. Başıma geldiği için buna söyleyecek bir şeyim yok.

Ama ya peki sonra?

Türkiye, Ergenekon’un Analiz ve Yeniden Yapılanma belgeleriyle bu ve benzer haberlerle tanışmış oldu.

İki yıl sonra en büyük delil olarak o belgenin evinden çıkması gösterilerek Ergenekon yöneticiliğiyle suçlanıp tutuklananlardan biri de Doğu Perinçek’ti.

Perinçek 2008’de bu belge yüzünden Ergenekon yöneticiliğinden tutuklandıktan sonra, mahkeme safhasında hep aynı şeyi söyledi: “Ben bu belgeyi Aslı Aydıntaşbaş’tan almıştım.”

Aydınlık arşivini karıştırırken Perinçek’in Aydıntaşbaş’a bunu açıklaması için yazdığı mektuplarla da karşılaşıyorsunuz.

Aydıntaşbaş’ın yapacağı şey basitti. Haberinin doğruluğu ya da yanlışlığıyla ilgili bir hesaplaşma değil, gayet basit bir şey. “Perinçek doğru söylüyor” ya da “Perinçek yalan söylüyor” demek. Bir yazısının dibine küçük bir not düşmek…

Bir gazeteci haberinin arkasında durabilir, bu yüzden hata da yapmış olabilir, haber kaynağını da saklayabilir ama bir belge yüzünden bir terör örgütünün yöneticiliğiyle suçlanan birine o belgeyi kendisinin verip vermediğini açıklamak için herhangi bir gazetecilik kuralına ihtiyaç yok. Bu vicdani bir görevdir.

“Aydıntaşbaş’a mektup” yazısında Perinçek de öyle yazmış: “Sizin Ergenekon duruşmalarının başladığı 21 Ekim 2008 gününden sonra, Ergenekon Temel belgesini 31 Mayıs 2006 günü bana verdiğinizi köşenizde yazmanızı 4 yıl bekledim. Gazeteci dürüstlüğü, hak ve adaletin yanında olmak bunu gerektirirdi.”

Çünkü açıklama  4 yıl sonra geldi. Eylül 2012’de Aslı Aydıntaşbaş Ergenekon davasına Perinçek’in avukatları tarafından tanık olarak çağrılınca ancak gerçeği açıkladı:

“Danıştay cinayetinden sonra Ergenekon her yerde tartışılıyordu. Ergenekon Analiz ve Yeniden Yapılanma belgesi zarf içinde bana gönderildi. Bu belgeyi Doğu Perinçek’in yazdığı söyleniyordu. Perinçek ile konuşmanın iyi bir gazetecilik olduğunu düşündüm. Perinçek'e belgeyi incelemesi için verdim.”

Savcıyla arasında da şöyle bir diyalog geçti:

Savcı: O belgeyi nereden buldunuz?
Aydıntaşbaş: Zarfla bana geldi. Zarfta herhangi bir isim yoktu.
Savcı: Yazıyı işaretlediniz mi?
Aydıntaşbaş: Ünlem işaretleri bana ait. 
Savcı: Sağ üstte "ERGENEKON" yazısı size mi ait?
Aydıntaşbaş: Ergenekon yazısı bana ait
Savcı: Doğu Perinçek'in el yazısına benzettim.
Aydıntaşbaş: Hayır, benim yazım.

Yani Perinçek altı yıl boyunca  Aydıntaşbaş’tan aldığı bir belgeyi yazmakla ve örgütün yöneticiliğini yapmakla suçlanıp hapiste yattı. Belgenin üzerindeki Ergenekon el yazısının dahi Perinçek’e ait olmadığının ortaya çıkması için dört yıl geçmesi gerekti.

Çünkü o el yazısının sahibi sustu. Dört yıldır beklenen yazıyı da ancak ifadesini verdikten sonra yazdı. Tuhaf bir yazıydı:

“Ben de o dönemde hırslı ve hızlı bir Ankara temsilcisi olarak, gazeteye bir zarf içinde gelen ‘Ergenekon’ yapılanmasıyla ilgili belgeyi 'İşte Ergenekon Anayasası' diye Sabah’ta yazdım. Hay yazmaz olaydım! Ne bileyim birkaç yıl sonra bu konunun dallanıp budaklanıp Türkiye’nin en tartışılan davası hâline geleceğini… O yazı benim için çoktan unutulmuş, yüzlerce eski köşe yazısından sadece biri. Ancak arkamdaki sanıklar için söylediğim her söz, hayati önem taşıyor… Ben bile günün sonunda perişanım. Mahkemedeki ufak gerilimleri bile kaldırmak zor. Filmlerdeki gibi viski bardağını doldurup kafaya dikmek istiyorum. Oysa onlar, yıllardır bu filmi her gün, her an yaşıyorlar. Hakimiyle, sanığıyla, savcısıyla kimsenin orada olmak istemediği bir dava bu bence... Ne diyeyim. Allah herkese kolaylık versin...”

Ergenekon davası işte bir Ankara gazetecisine gönderilen o sarı zarfın içinden çıkan belgelerle başladı. Perinçek o gazeteciden aldığı belgeler yüzünden 6 yıl hapis yattı. O gazeteci de dört yıl boyunca belgeyi kendisinin verdiğini açıklamadı.

Belge alışverişi mi demiştiniz? İsterseniz o defterleri hiç açmayalım.

Hâlâ haber için biriyle cafede buluşmayı tuhaf mı buluyorsunuz?

İki not:

Bu arada dün aynı ifadeyle dalga geçen ODA TV sitesi editörleri Barış Terkoğlu ve Barış Pehlivan’a: 17 Aralık Sıfır Noktası diye bir kitap çıktı okudunuz mu? Kitabın iki yazarından biri yazarlık yaptığınız Karşı gazetesinin kısa yayın hayatında neredeyse her gün 17 Aralık tapelerinden manşetler çıkaran emniyet muhabiri, diğeri Zaman gazetesinin Başbakanlık temsilcisi. Ne tesadüf değil mi? Karşı’nın diğer emniyet muhabirinin Twitter’da polislerin banyodan tweet atacak kadar hararetli bir savunucusu olmasını da tuhaf bulmadıysanız, o hâlde internette yayınına devam eden Karşı gazetesinin son genel yayın yönetmeninin Mehmet Baransu’nun kurduğu yenidonem.com sitesinin eski bir çalışanı olması üzerine oturup düşünmüşsünüzdür muhakkak. Başkasının “Kullanışlı aptallığıyla” dalga geçmekten daha zor olduğu kesin. Sizi tutuklattığını iddia ettiğiniz bir cemaatin, en son ve en büyük operasyonu için çıkarılmış (gibi duran) bir gazetede yazarlık yapmış olmakla bir gün yüzleşmek isterseniz ve bu duruma uygun bir kavram ararsanız size yardımcı olabilirim.

“Baransu’nun askerde olduğu günlerde evrakları getir götür işlerine yıldıray oğur bakıyormuş” tweetiyle konuyu aydınlatan hemşehrim İsmail Saymaz’a: Bir haber için birinden belge-bilgi almaya “getir götür” işi dediğine göre, çalıştığın Radikal gazetesine cemaatin son ve en büyük operasyonu 17 Aralık belgelerini kimin getirip götürdüğü, MİT tırının Hatay’da durdurulma haberini İstanbul Emniyeti muhabirinizin gece yarısı hangi getir-götürle aldığı üzerinde de düşünmüş olmalısın. Yoksa AK Parti ile ilgili kapatma davasının iddianamesi Anayasa Mahkemesi’ne sunulduktan 10 gün sonra Radikal’de attığın “Türkiye Denizli olmasın” manşetindeki “Bakanlığın 'Atatürk Evi' ve müzedeki iki memurdan biri türbanlı” bilgisi kadar mı kıymet vermeliyiz bu tweete. http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=250979Belki de HSYK seçimlerinde YARSAV’ın cemaate hayır dediği haberi kadar… http://www.radikal.com.tr/turkiye/hsyk_secimlerinde_yarsavdan_cemaate_ret-1202849.

Türkiye

YORUM YAPIN

Yorumlarınız editörlerimiz tarafından okunup onaylandıktan sonra yayına alınacaktır.

Hiç yorum yapılmamış

YAZARIN DİĞER MAKALELERİ Tümü
BU KATEGORİDEKİ DİĞER MAKALELER
YAZARLAR

Copyright © 2018 Sesli Makale - Tüm Hakları Saklıdır.

Rta Yazılım

;