SİYASET

Yıldıray Oğur : Cumhuriyet’in “Bir Numarası” kim?

Tarih
26 Ocak 2015
İzlenme
Kişi
Yazar
Yıldıray Oğur

26 Ocak 2015

Atatürk? Yanlış cevap, o isim babası. Başlıktaki Cumhuriyet, cumhuriyetten 7 ay sonra kurulan ve adını Atatürk’ün koyduğu gazete Cumhuriyet çünkü.

Yıllarca Ergenekon’un 1 Numarası kim tartışmalarıyla dalga geçmek için “Atatürk” cevabının verildiği gazete dün Erdoğan’ı “yolsuzluk örgütünün” 1 Numarası ilan eden bir manşetle çıktı.

Bir numarayı açıklayan da Cumhuriyet gazetesinin başyazarının sabaha karşı gözaltına alındığı, Ankara temsilcisinin yıllarca hapis yattığı Ergenekon soruşturmasını yürüten savcıya hukuken ve fikren bağlı olarak 17 Aralık soruşturmasını yürüten savcı Celal Kara.

Bir numarayı açıkladığı kişi ise Ergenekon davasına tanık olup “Benim yazdığım Ergenekon bu değildi” diyen Can Dündar. Karşısındaki savcı “Balyoz çöktü. Sıra yargılayanların yargılanmasında” dediği savcılardan biri.

Kafamız daha fazla karışmadan yazı dizisine geçelim.

Önce Cumhuriyet’in ve Can Dündar’ın savcı Celal Kara’yı nasıl tarif ettiğine bakalım.

“Alnında 'Fethullahçı' diye yazmıyordu ama havuz medyası, bu damgayı vurmuştu çoktan… Ateşle oynamıştı da… En tepeye tırmanan bir kirli ipin ucunu çekmiş, iktidarı devirebilecek çapta…”

Bu kadar Can Dündar yeter.

Gazetecinin ve savcının kollarını önden kavuşturduğu gururlu pozun hemen altındaki başlıkta “Savcı Celal Kara kimdir” yazıyor. Onu okuyalım:

“2007’den itibaren 6 yıl boyunca Beşiktaş’taki Özel Yetkili Büro’da 11. Ağır Ceza Mahkemesi’nin duruşma savcılığını üstlendi. Birçok çete dosyasına, Mavi Çarşı Yangını, DHKP-C, TİKKO davalarına baktı. 'Fuhuş ve Askerî Savcılık Davası’nın duruşma savcısı olarak sanıklar hakkında 'beraat ve cezalandırmama' talep etti. Balyoz Davası’nda ise mahkemenin tensiple yakalama kararına bir üst mahkemede yapılan itirazın usul yönünden geçerli olmadığına dair kararını verdi. 2013’te savcılar arasındaki iş bölümü değişikliğiyle, 300 kadar dosyayla birlikte 17 Aralık soruşturmasını da devraldı.”

Tam Cumhuriyet okurlarının seveceği bir savcı hikâyesi. O yüzden sihri 2007’de Beşiktaş’ta olan mahkemeye Özel Yetkili Mahkeme deyip bozmaya gerek yok. Onun yerine yıllar sonra o mahkemelerin yerine kurulmuş Özel Büro, Ağır Ceza gibi adlar kullanılırsa okurların eski kötü hatıraları canlanmaz, savcının söyleyecekleri en baştan itibarsızlaştırılmamış olur. Harika düşünülmüş!

Ama bu da yetmez, Celal Kara’nın sicilini de biraz temizlemek gerek. “Fuhuş ve Askerî Savcılık Davası’nın duruşma savcısı olarak sanıklar hakkında 'beraat ve cezalandırmama' talep etti” cümlesi bu davalar aleyhine gazetelerinde epey haber okumuş Cumhuriyet okurlarının gönüllerini ferahlatmak için herhalde.

Ama bu bilgiyle Cumhuriyet okurlarının aklı karışmış olabilir. Çünkü daha önce gazetelerinde Savcı Celal Kara’nın Fuhuş ve askerî casusluk davası sanıkları için 1 ila 24 yıl arasında değişen cezalar istediğini okumuşlardır muhakkak. Onların gazetelerinden tanıdığı Savcı Celal Kara, duruşmalar boyunca tutuklu sanıkların tahliyesine karşı çıkmış, yanlış adamın evinde doğru delili bulan polisler hakkında türlü usulsüzlük iddialarıyla ilgili bilirkişi taleplerini reddetmiş, avukatlara delillerin verilmemesi için mütalaa vermiş, başka bir savcı Celal Kara olmalı. Sadece 5 gün önce Cumhuriyet’te okudukları, Askerî casusluk davasında sanık avukatların HSYK’ya şikayet ettiği Savcı Celal Kara da bambaşka biri olmalı. Fuhuşla suçlanan 52 yaşındaki dişçi kadının bekaret raporunu sunduğu duruşmada da savcı koltuğunda başka bir savcı Celal Kara oturuyordur herhalde.

Hazır savcıya yeni CV yazılıyor o zaman şu cümleyi de kurup, Cumhuriyet okurlarına “işte yıllarca kumpas olduğunu yazdığımız davadaki askerlerin lehine kararlar veren savcı da bu savcı” beyaz yalanını söylemekte de bir beis görülmemiş.

Ama “Balyoz Davası’nda ise mahkemenin tensiple yakalama kararına bir üst mahkemede yapılan itirazın usul yönünden geçerli olmadığına dair kararını veren” savcının Celal Kara olduğuna cumhuriyet okurları artık inanmamıştır herhalde.  4 Ağustos 2010’da gazetelerinde okudukları “Balyoz savcıları da karşı karşıya getirdi” haberinde günler kalan Yüksek Askerî Şûra’da terfi alamasınlar diye mütalaasını ısrarla geciktiren, sonra da ‘Balyoz’ davasında 102 sanık hakkında çıkartılan yakalama şu tarihî mütalaayı veren Savcı Kara değil miydi: "Karar tarihinden sonra ortaya çıkan duruma bakıldığında da mahkemenin şüphesinin haklı çıktığının görülmekte olduğu, zira çağrıldığında gelecekleri belirtilen sanıklardan hiçbirinin kendi iradesi ile gelmediği gibi beyan ettikleri adreslerinde bulunmadıkları ve hiçbirinin telefonlarına da ulaşılamadığı, bu durumun kaçma şüphesinin eski tabirle kuvveden fiile çıktığını ve mahkemenin şüphesinin haklı nedenlere dayalı olduğunu göstermekte olduğu kanaatine varıldığından itirazların reddine karar verilsin."

Değilmiş demek. Dava sırasındaki tutukluluğa itirazlara, tutukluluğun devamı yönünde karşı mütalaa veren savcı da o değilmiş.

Yine Cumhuriyet okurlarının çok iyi bildiği Ahmet Zeki Üçok davasında Hâkim Albay Üçok için 392 yıl hapis isteyen de bu savcı olamaz.

Çünkü o, 17 Aralık adlı pürü pak davanın savcısı. AKP’yi devirecek cesur savcı o. Olamaz. Az sonra söyleyeceklerinin kıymetini bu sicille kirletmeye kimsenin hakkı yok.

Ama bugüne kadar yaptıkları 29 soruşturmaya kumpas dediğin ekibin en son soruşturmasından bir temiz eller operasyonu çıkarmak isteyince seni kim tutabilir?

Cumhuriyet okurlarının kafasını daha fazla karıştırmaya gerek yok. “Siz yandaşlar da o zamanlar bayılıyordunuz bu savcılara. Şimdi de biz bayılıyoruz. Nasrettin Hoca misali; o polisleri, savcıları verin de biraz da biz ölelim.”

Tamam, geçmişi unutalım. Son davasına odaklanalım.

Savcı Celal Kara’nın manşete çekilen 1 Numara Erdoğan’dı iddiasına bakalım. Aslında burada söyledikleri Savcı Celal Kara’nın iddianamesine yazsaydı Erdoğan’ı 1 Numara yapacak elindeki delilleri aynı zamanda. Okuyalım:

“Can Dündar-Erdoğan işin içindeydi” dediniz. Başından beri mi?
Celal Kara-“İlk başlangıcında işin içinde olmadığını zannediyorum.”

Durun. Ne kadar ilginç bir numara. Örgüte sonradan girip, 1 Numara’ya tırmanmış herhalde. Devam edelim:

“Yani Rıza Sarraf’ın irtibatlarını geliştirmeye çalıştığı aşamada… Ama sonrasında Sarraf, 'Beyefendi’ye de bir şeyler yapalım' dedikten sonra ve istisnai yoldan adam başı 1 milyon dolar karşılığında akrabalarını Türk vatandaşlığına geçirdiğinde, zannediyorum artık her şeyden bilgisi var. Tapelere de yansıyor bu... Rıza Sarraf, Abdullah Happani ile görüşmesinde, Egemen Bağış’tan bahsederken 'O, beni 1 Numara’ya ulaştıracak' diyor. Bağış’ın üzerindeki 1 Numara kim olabilir? Başbakan’dır.”

İşte burası Savcı Celal Kara’ya göre Erdoğan’ı örgütün 1 Numarası yapan delil. Başka ne olabilir ki, 1 Numara diyorsa, bu örgütün 1 Numarası demektir. Cumhuriyet de bu çok güçlü delilden manşetini çıkarmış. Başbakan demek istemiş olmasın? Yok canım, daha neler, pis yandaş!

Bu noktada biraz duralım. Çünkü bahsedilen delil bir telefon konuşması. Sarraf birine Egemen Bağış’tan bahsederken "O, beni 1 Numara’ya ulaştıracak" diyor. Bunu alıyor savcı, buradan bir ülkenin Başbakanını bir örgütün bir numarası yapıyor. Sonra bu güçlü delili, yıllardır “telefon tapesi tek başına delil olamaz” yayınları yapmış bir gazetenin, “Ergenekon heryerekon” yazıları yazmış ismine veriyor. O da bundan 9 sütuna manşet çıkarıyor. İlhan  Selçuk’un sambacı kızlarla ilgili telefon tapelerini iddianameye koyan savcılardan beklenmeyecek bir adli performans değil, Cumhuriyet’ten de beklemeliymişiz demek…

Durun fazla haksızlık etmeyelim. Az önce cumhurbaşkanını tek satırlık tapeyle örgütün bir numarası ilan etmiş savcıya şu sorulmuş:

“Can Dündar-Erdoğan’la Sarraf’ın doğrudan teması var mı?
Celal Kara-Başbakan, Sarraf’la doğrudan telefon irtibatı kurmamış. Zafer Çağlayan ve Muammer Güler üzerinden haberleşiyorlar. Güler’le de bu irtibatı gösterir konuşmaları var. Sarraf, bir an evvel abisinin, akrabalarının vatandaşlığa geçmesiyle ilgili 'Beyefendi’nin haberi var değil mi' deyince, 'Tabii tabii, Beyefendi destekliyor' cevabını alıyor. İstisnai yoldan vatandaşlığa alınma, İçişleri Bakanı önayak olsa bile Bakanlar Kurulu’nda imzaya açılıyor. Başbakan’ın onayı ve bilgisi olmadan bunların olabilmesine imkân yok.”

Sarraf’la bir görüşmesi yok 1 Numara’nın. Ama “Beyefendi’nin haberi var” denen bir tape var. Yine delil tape. Peki neden haberi varmış: İşadamı Sarraf’ın ve bazı akrabalarını vatandaşlığa alındığından. Daha doğrusu savcı gibi düşünelim, öyle olmalı. Buna izin vermiş olmalı Başbakan. Bu da onu bir numara yapıyor işte. Yapmalı…

Bir saniye bir delil daha var. Ve sürpriz, bu kez tape değil:

“Öbür yandan puzzle’ın parçalarını tamamlayan bir de fotoğraf var: Bir protokol sırasında Başbakan, eşi, bakanlar ve Rıza Sarraf görünüyor. Sarraf kim? Kaç yaşında bir adam? Ne sıfatla o protokol fotoğrafında yer alıyor?”

O fotoğrafta Sarraf’ın yanında oturan da Ali Ağaoğlu. Herhalde bir açılış fotosu. Peki Ağaoğlu kim, o nasıl protokole oturmuş? Tabii onun yaşı var, oturur, ondan savcıyı kızdırmamış.

Şurada da savcı çok kızmış, herhalde iddianamesine de bu üslupla yazardı bunu:

“17 Aralık’ı izleyen günlerde Erdoğan, Sarraf için 'Hayırsever bir işadamıdır' dedi. Tanışıyorlar demek ki... Hayırseverliğini nereden biliyorsun? Kime ne hayırseverlik yapmış? TÜRGEV’e yapıyor. Ayrıca AK Parti’nin anket parasını da o ödüyor: 350 küsur bin TL… Parti adına dağıtılan Ramazan erzakı için de yüz binlerce lira ödüyor. Bunların hepsinden Başbakan haberdar.”

'Tanışıyorlar demek ki’nin ne kadar sağlam bir delil olabileceğini düşünemiyorum bile.  Kız öğrencilere yurt yapan TÜRGEV’e bağış yapmış, oradan hayırsever demiştir belki falan demeyin, savcı size de uygun bir numara bulur iddianamesinde. Bu arada nasıl bir yolsuzluk olduğunu anlamak için zorlamaya gerek yok.

Eee bu kadar “delili” varsa niye iddianamesinin bir numarasına Erdoğan’ı koymamış o zaman. Bu da sorulmuş. Cevap şahane. Okuyalım:

“Dündar-Öyleyse neden soruşturmayı Başbakan’a kadar uzatmadınız?
Kara-Erdoğan’la ilgili denilebilirdi ki: 'Beyefendi’nin o olduğunu nereden biliyorsun?' Dosyanın teknik detayını bilen ben ve kolluk amirleri, bahsi geçenin Erdoğan olduğunu bildiğimiz halde, doğrudan ismi geçmediği için ve '1 Numara' lafı, diğerlerine göre biraz muğlak kaldığı için onu bilgi notuna katmadık. Düşünün ki; durumları çok net olan bakanlar hakkında dahi akla ziyan yorumlarla savunma gerekçeleri üretiliyor, durumu ancak tüm delillerin ve ifadelerin değerlendirmesi sonucunda ortaya çıkabilecek olan Başbakan’ı dosyaya katsaydık neler söylenirdi?”

Ne kadar da dosyasından emin bir savcı değil mi? “Bir Numara ama biraz muğlak bir numara” Hukukun bir savcının ayağına bağ olduğu anlar. Şu deliller olmasa neler diyecek savcılar da. Bunu iddianamesine koysa haklı, neler söylerdik neler. Şu da sorulmuş:

Dündar-Bu, siyasi bir kaygı… Erdoğan bağlantısı hukuken mi zayıftı?
Kara-Hukuken zayıf değil… Var temeli. Ama o aşamada o ismi ortaya atsanız, bu, tartışmaya açık bir durum olacak.”

Var temeli. Hissediyorum ama söyleyemiyorum.

Gerisini de artık Can Dündar’a, yanlış adamın evinde doğru belge bulan, Sabri Uzun’u, sevmediği gazetecileri tutuklatan, IMEI numaralarından dinleten buluştuğu eski polis şefleri anlatır. Her yere konan Ergenekon’un şefleri. Kendisini dinleten polis şeflerine empati kuran birini ikna etmeleri zor olmaz herhalde. Erdoğan’dan hep birlikte nefret etmek yeterli bir güven unsuru…

Bu arada Cumhuriyet Vakfı’nın yönetimi değiştikten sonra Cumhuriyet’e ne olduğunu bilen var mı?

Cumhuriyet’in bir numarası kim? Atatürk mü? Hâlâ mı?

Türkiye

YORUM YAPIN

Yorumlarınız editörlerimiz tarafından okunup onaylandıktan sonra yayına alınacaktır.

Hiç yorum yapılmamış

YAZARIN DİĞER MAKALELERİ Tümü
BU KATEGORİDEKİ DİĞER MAKALELER
ÖNE ÇIKANLAR Tümü
YAZARLAR

Copyright © 2018 Sesli Makale - Tüm Hakları Saklıdır.

Rta Yazılım

; ;