TARİH

Yavuz Bahadıroğlu : Osmanlı’nın tefekkür dünyasında bayramın yeri

Tarih
24 Eylül 2015
İzlenme
Kişi
Yazar
Yavuz Bahadıroğlu

24 Eylül 2015

Eskiden bayrama on-onbeş gün kala bayram için gerekli olan ihtiyaçlar tedarik edilir, kumaşlar alınır, çocuklarla hanımların bayramlık elbiseleri dikilmeye başlanırdı. 

Bu arada zengin aileler kendi ev halkı için daha ağır ve pahalı bayramlıklar diktirirlerdi. Aynı zamanda konaklarında hizmet eden kâhya, divan efendisi vb. hizmetlilere de elbiselik çukalar, şallar alır, evin hanımı evdekiler için bohça hazırlar, içine süslü iç çamaşırlar, som ipek bel futası (aşçıbaşıya) mendil, peşkir, bir miktar da harçlık koyardı.

Evlenip konaktan çıkan eski kalfalara da süslü bayram elbiseleri, çocuklarına çamaşırlar alınır ve konaktaki cariyelere yine kendi arzularına göre elbiseler dikilir, çocukların ebeleri olan hanıma, konaktaki gedikli ağalara ve tüm hizmet eden hademelere de icabına göre elbiselik çukalar ve iç çamaşırları hazırlanırdı. 

Ev ve konaklarda bulunan cariyelerin kâhya kadınlar tarafından alınan elbiseleri bayramdan önce biçilir, dikilir, hazırlanır, verilecek iç çamaşırları da herkesin kıdem ve derecesine göre ayrılır, bohçalanır, bayramın gelmesi beklenirdi. 

Bu arada bayram arifesinde sokaklar ve camiler baştanbaşa temizlenirdi. Bu işler çoğunlukla imece usulü yapılırdı.

Osmanlı ceddimiz, “İyd-i Adha” dediği kurban bayramını tefekkür, tezekkür ve  teşekkür duygularıyla karşılardı. Bayram münasebetiyle hayatına yeni anlamlar katar bu çok özel günleri hem Kur’anî mantığı, hem de toplumsal yansımalarıyla derinlemesine yaşardı.

Kurban bayramını, Ramazan bayramından ayıran en büyük özellik, şüphesiz bayrama yakın, kurbanlıkların satın alınmasıydı. Kurbanlıklar, Rumeli ve Anadolu’dan, İstanbul yakınlarına getirilirdi.

İstanbul’a getirilecek kurbanlıkların sayısı (19. Yüzyılda İstanbul’a getirilen koyun sayısının, seksen ile yüz otuz bin arasında değiştiğini eski kayıtlarda görüyoruz) ve zamanı yetkili makamlar tarafından belirlenirdi. Ayrıca kurbanlıkları getirecek olanlar, kurban miktarını ve İstanbul’da olacakları zamanı yetkili makamlara önceden bildirmek zorundaydılar. 

Yani İstanbul’la ilgili hiçbir şeyde kuralsızlık yoktu. Her şeyin usulü erkânı vardı. Halk kurallara uyar, uymayanlar cezalandırılırdı.

İstanbul’da büyükbaş hayvan nadiren kesilirdi. Genel olarak küçükbaş hayvan tercih edilirdi. Bu son derece bilinçli bir tercihti ve büyük baş hayvan neslinin korunması amaçlanmıştı. Ayrıca atıklarının çokluğu dolayısıyla imha etmenin güçlüğü de hesaba katılmıştı. Yani çevre hassasiyeti ile bu tercihin ana unsurlarından biriydi.

Ama kırsal kesimde ortam müsait olduğundan büyükbaş hayvanların kurban edilmesi serbestti. Köylüler kurbanlıkları evlerinde besler, kasabalılar ise hayvan pazarlarından satın alırlardı (şimdi de böyledir).

Satın alınan kurbanlıkların birkaç gün beslenmesi, yedirilip içirilmesi, şefkat gösterilmesi âdettendi. Kurbanlıklara asla sert davranılmaz, kesim sırasında asla itilip kakılmaz, her şey usulüne uygun yapılırdı.

Bir büyük baş kurbanlığa beş ilâ yedi kişi (aile) ortak olurdu. Hayvanın postu ya seccade olarak değerlendirilir ya da eşit parçaya bölünüp her ortağa bir çarıklık ayrılırdı.

Eti ise yedi eşit parçaya bölünür, kura ile sahiplerine verilirdi. Onlar da bir kısmını kendilerine ayırıp bir kısmını fakir fukaraya dağıtırlardı.

Zenginler ev halkı sayısınca kurban keserler, bu konuda cimrilik yapmazlardı. Hatta gelinin ailesine kurbanlık koç gönderirlerdi.

Dini hükmünü bilmiyorum, ama ölülere de kurban adanırdı.Ölülere adanan kurban arefe günü kesilirdi.

Padişah için de Arefe günü Hırka-i Şerif yakınlarında iki kurban kesilirdi. 

Bu kurbanlıkların “marya” yani yavrulu olmamalarına, gözlerinin sağlam olmasına, boynuzlarının kırık veya herhangi bir azasının noksan bulunmamasına çok dikkat edilirdi. 

Bayram geceleri sokaklar coşkulu olurdu. Camilere mahyalar yapılır, tek minareli camilerin minarelerine ise ışıklı kaftan giydirilirdi. 

Bu arada bayramın ilanıyla birlikte İstanbul Boğazı’ndaki bütün gemiler süslenir, tüm fenerleri yakılırdı. 

Bir yandan peş peşe top atışları yapılır, diğer yandan art arda havâi fişekler ateşlenir, muhteşem bir şehrayin gerçekleşirdi.

T. Gautier, 1852 Ramazan Bayramı şenliklerini öve öve bitiremiyor.

YeniAkit

YORUM YAPIN

Yorumlarınız editörlerimiz tarafından okunup onaylandıktan sonra yayına alınacaktır.

Hiç yorum yapılmamış

YAZARIN DİĞER MAKALELERİ Tümü
BU KATEGORİDEKİ DİĞER MAKALELER
ÖNE ÇIKANLAR Tümü
YAZARLAR

Copyright © 2018 Sesli Makale - Tüm Hakları Saklıdır.

Rta Yazılım

;