TARİH

Yavuz Bahadıroğlu : Atatürk olmasaydı, biz olmaz mıydık?

Tarih
23 Şubat 2015
İzlenme
Kişi
Yazar
Yavuz Bahadıroğlu

23 Şubat 2015

Hem “Tarihten önce vardık, tarihten sonra varız” (Behçet Kemal Çağlar ve Faruk Nafız Çamlıbel’in ortaklaşarak yazdıkları meşhur “Onuncu Yıl Marşı”nın bir mısrası) diye şiirler yazıp ders kitaplarına geçireceksiniz, milli bayramlarda ilkokul çocuklarına bunları bas bas okutacaksınız; hem de “Atatürk olmasaydı biz olmayacaktık” deyip varlığınızı “tek”e mahkûm ederek, tüm millete “iftira” atacaksınız!..

Bir milletin varlığını tek kişiye endekslemek, sağlıklı bir aklın ürünü olabilir mi?..

Olsa olsa, saçma sapanlığın sınırsız hezeyanı olabilir!

Aynı zamanda da yağcılığın en damıtılmış şeklidir!

Hiçbir millet, bir önderini övmek için, kendisini böyle yerle bir etmez!

Düşünün ki, biz altı bin seneden beri varız, Atatürk son doksan yıldan beri var! Bu millete, sadece doksan sene önce “Atatürk’le birlikte gökten zembille inmiş” muamelesi yapmak, en büyük hakarettir! İlkokuldan beri bu hakarete maruz kala kala geliyoruz.

Başöğretmenim, “O olmasaydı, hepimiz İngiltere’nin kölesi olacaktık!” demeye bayılırdı. Hattâ sözün burasında coşar, sonradan Aka Gündüz’e ait olduğunu öğrendiğim karalamayı, bağıra bağıra okumaya başlardı:

“Yerde o, gökte o/ Denizde o, her yerde o!.. 

Varsın, teksin, yaradansın!../ Sana bağlanmayanlar utansın!” 

Başöğretmenimin doğru söyleyip söylemediğini test etmek için, teneffüse çıkar çıkmaz, yere bakardım: Yoktu...

Göğe bakardım: Yoktu...

Sahile (ilkokulum denize çok yakındı) koşup denize bakardım: Yoktu...

1950’de Demokrat Parti’nin iktidara gelmesiyle inşaatı yarım kalmış halkevine bakardım: Orada da yoktu...

Şairin ve Başöğretmenimin her yerde gördüğünü, ben hiçbir yerde göremezdim! 

Hüzünlü hüzünlü döner, ders kitaplarıma bakardım o zaman: Atatürk doluydu.

19 Mayıs 1919’da “Çürük Bandırma Vapuru” ile Samsun’a çıkmış, oradan Amasya’ya, sonra Erzurum’a gitmiş, Misak-ı Milli sınırları Sivas’ta çizilmiş, vatanı kurtarıp, Cumhuriyeti ilân etmişti.

Onu hepimiz çok sevecektik! Çünkü ders kitaplarım ve Başöğretmenim öyle istiyordu. Peki, ama sevgimizi nasıl gösterecektik?

Kolaydı: Padişahlara veryansın edip tüm tarihi karalayacaktık! Sonra her yere bol miktarda heykellerini dikecektik (özellikle darbe dönemlerinde)...

Dağlara, taşlara vecizelerini yazacaktık! 

Kendisini de ilkelerini de kanunlarla koruyacaktık...

“O” bu işten acaba memnun olacak mıydı?..

Bunu kimse bilemezdi elbet, öyle olduğunu var sayıyorduk.

Her milli bayramda biraz daha yüceltiyor, biraz daha abartılı övgüler düzüyor, birbirinden kopya kitaplar yazıyorduk.

Ne de olsa fikre, düşünceye karşı boykotumuz vardı, derinleşme konusunda çok tembeldik, araştırma angarya sayılıyordu...

Geriye kala kala beş şey kalıyordu:

Atatürk’ü alabildiğine övmek ve yüceltmek...

Kanunla korumak...

Bütün bulvarlara, meydanlara, havaalanlarına heykellerini dikmek, sözlerini yazmak...

Her 19 Mayıs’ta temsili Bandırma Vapuru’ndan heykelini rıhtıma çıkarıp heykele selam durmak...

Bulutlardan dağlara yansıyan gölgeyi Atatürk niyetine selâmlamak...

Birkaç madde daha eklenebilir, ama hepsi aynı kapıya çıkar. Çünkü bu türden yaklaşımların hayata hiçbir katkısı olmuyor. Aslında Atatürk’ü anlamaya da yaramıyor. Tümü kişisel tatmine giriyor.

İşi o kadar abarttılar, o raddeye vardırdılar ki, mevcutlar yetmedi, 22 metrelik dev bir heykelini Artvin’e diktiler...

Derken bu da kâfi gelmedi, 3 yıl çalışarak, 42 metrelik rölyefini (Türkiye’nin en büyük, dünyanın ise 10’uncu büyük rölyefi imiş) Buca’nın (İzmir) kayalarına yerleştirdiler. Sanki heykeli ne kadar büyük olursa, Atatürk o kadar büyüyecek!

Alın size bir soru: Tarih boyunca acaba heykellere toplam kaç lira harcandı?

Yerimiz bitti, cevap çar-nâçar yarına kalıyor.

YeniAkit

YORUM YAPIN

Yorumlarınız editörlerimiz tarafından okunup onaylandıktan sonra yayına alınacaktır.

Hiç yorum yapılmamış

YAZARIN DİĞER MAKALELERİ Tümü
BU KATEGORİDEKİ DİĞER MAKALELER
ÖNE ÇIKANLAR Tümü
YAZARLAR

Copyright © 2018 Sesli Makale - Tüm Hakları Saklıdır.

Rta Yazılım

;