GÜNCEL

Oray Eğin : Havacılık değil istihbarat savaşı

Tarih
25 Mart 2017
İzlenme
Kişi
Yazar
Oray Eğin
 Apple tarikatının sadık bir üyesiyim. Evde ve okuldaki ofisimde birer 27 inch iMac var. Seyahatlerde MacBook Air kullanıyorum, zaman zaman yatakta film izlemeye de yarıyor. iPad Mini’mi ise hemen hemen hiç elimden düşürmüyorum; artık basılı dergi aboneliğim yok, her ay belli bir ücret karşılığında hemen hepsini “Texture” isimli bir app’ten okuyorum. Seyahatlere iPad’imi götürerek kitap taşıma zahmetinden de kurtuluyorum. İki tane iPhone’um var, biri ABD biri de Türkiye numaram. İki de Beats kulaklığım var ama bunların konuyla henüz ilgisi yok.

Sahip olduğum Apple ürünlerinin bir önemli özelliği, hepsinin “bulutlar” üzerinden birbiriyle bağlantılı olmaları. Apple’ın yakın tarihli bir güncellemesi sayesinde iCloud kullananlar farklı bilgisayarlarda tek bir masaüstü görüyor. Ev, iş ve yoldaki bütün bilgisayarlar ben müdahale etmeden aynı dosyaları barındırıyor, bilgisayarı açınca masaüstünde sakladığım dosyalar, hatta duvar kâğıdı da aynen karşıma çıkıyor.

Bu müthiş kolaylığın şöyle bir olumsuz tarafı var: Tek bir Apple ürü- nüm hack’lense kurduğum bütün sistemim çökebilir.

DEVLETE KARŞI TEDBİR

Teknolojinin kolaylıklarından faydalanırken riski de göze alıyorum tabii.

Dosyalarımı şifreliyorum, uzaktan silebilme seçeneğini kullanıyorum falan...

Ama bütün bunlar benim sıradan hırsızlara karşı tedbirlerim. Büyük bir istihbarat devinin karşısında yetersiz tabii ki. İsteseler kolaylıkla verilerimizi ele geçirebilirler.

Amerika’ya uçanlar valizlerini açtıklarında içinde illaki küçük dikdörtgen bir kâğıt bulmuştur bir kere bile olsa. Uçuş güvenliğinden sorumlu kuruluş TSA valizi açıp incelediklerini bu kartlarla yolculara bildiriyor. Bir keresinde yedek pil paketi vardı valizimde, atmışlardı. Yıllardır valizlerin kilitleri kırılıyor zaten.

ABD’nin (ve onun peşinden gitmezse kendini devrik hissedecek düşük imparatorluk İngiltere’nin) uyguladığı “kabine akıllı telefon cihazlarından büyük aygıtları sokmama” yasağının günümüzdeki veri avcılığı ve büyük biraderin doymak bilmez takip etme iştahıyla ilgisi var. Havayollarının rekabeti, yeni hub’ları öldürme girişimleri de etkilidir kuşkusuz. Ama ortada dünyanın en önemli akçesine sahip olma savaşı var: Bilgiyi kontrol altında tutma çabası.

Wikileaks’ten Snowden’a dünyada gerçek savaş, veritabanları üzerinden yönetiliyor artık; Rusya’nın, Çin’in hacker’ları geçmişin tek yöntemi bomba patlatmak olan teröristleri kadar büyük tehdit oluşturuyor artık Batı dünyasına.

ÇIPLAK FOTOĞRAFLAR

TSA’in derdi sadece valizlerdeki muhtemel bombalar değil. Bütün terör kuramları patlayacak bir bombanın önünde hiçbir şeyin durmayacağını defalarca kanıtladı zaten...

Ama asıl hedef çantamızdayken yanımızdan hiç ayırmadığımız ve hayatımızın birer uzantısı olan bilgisayar. Uyku dışında en son bilgisayarınızdan 10-12 saat ne zaman uzak kalmıştınız, bir düşünün.

Bilgisayarlarımızdan kopamamamızın nedeni sadece hayatımızı kolaylaştırmaları değil, içinde kiminle seviştiğimizden işyerindeki yeni bir projeye, kitap taslaklarından tatil anılarına, kredi kartı bilgilerinden yazışmalarımıza, hatta çıplak fotoğraflarımıza kadar hayatımızın tamamını barındırması.

Şimdi devletlere bu değerli hazineyi ele geçirme fırsatı doğdu. Göz önünden ayırdığımız bilgisayarlar kolaylıkla kopyalanır, hack’lenir, içeriği incelenebilir. Sınır kapılarında sosyal medya hesaplarına bakma âdeti geliştiren Amerikan devleti, valizlerdeki hazineye dokunmadan durabilir mi?

 

İSTANBUL UÇUŞLARI 

Dünyanın en rezil havayolları American, Delta ve özellikle de iğrençlik abidesi United’a gün doğdu işte. Bu şirketler kâr edemedikleri için İstanbul’a direkt uçuşlarını sonlandırmıştı. Bakalım yeniden başlayacaklar mı yasaktan sonra.

O zaman gerçekten terör tehdidinin bir bahane olduğu kesinleşir.

Ben epey bir zamandır THY’yle uçmuyorum ABD’den dönerken; zira fiyat politikası astronomik düzeydeydi özellikle business yolcular için. Avrupa’dan aktarmalı uçuşların iki katına çıkabiliyordu direkt uçuş.

Ekonomiyi ise öyle daralttılar ki Bodrum uçağında bile koltuk aralığı neredeyse ABD uçuşlarından daha fazla. Sırf bu yüzden yasaktan önce THY’nin kaybettiği yolculardan biriyim.

Bakalım THY’nin yüksek fiyat politikası etkilenecek mi laptop yasağından.

 

YASAK KAPİTALİZME YARIYOR

100 ml. dışındaki sıvıları uçağa almıyorlar bomba tehdidi yaşandığından beri. Halbuki 10 kişi küçük küçük şişeleri uçağa sokup hepsini birleştirerek bomba yapamaz mı?

Havalimanlarında ayakkabılarımızı çıkartıyoruz ama hâlâ ayakkabı bombası bulunamadı.

Bilgisayarın valize konması isteniyor, çünkü içlerine bomba yerleştirilebilirmiş. Halbuki bilgisayarlı terör saldırısı zaten valizdeki bir aletten çıkmıştı.

Bilgisayarlar epey bir zamandır ayrı bir tepside x-ray cihazına giriyor, oysa SSD bazlı olanların bir iPad ya da iPhone’dan hiçbir farkı yok, boyu dışında. Yapısı hemen hemen aynı.

11 Eylül’den beri havalimanlarına gitmek, bir zamanlar şölene dönüşen hava yolculuğuna çıkmak bir eziyete dönüştü.

Her yeni uygulamada sadece ama sadece yolcular kaybediyor. Ve yeni normale, güvenlik adına dayatılan absürtlüklere alışmamız bekleniyor.

ÖZEL GÜVENLİK

Ama sık sık yaratılan korku iklimi birilerini zengin ediyor. Sırf 11 Eylül sonrası dünyada özel güvenlik şirketleri milyar dolarlık bir sektöre dönüştü havalimanı güvenliği söz konusu olduğunda. İstanbul’da da görüyoruz, bu şirketlerin basit bir eğitimden geçen elemanları terör uzmanıymış edasıyla defalarca kontrol yapıyor, lakin yaptıkları kontrolü ciddiye almak mümkün değil. Beş metre önce baktıkları biniş kartına tekrar bakmak mı güvenlik tedbiri? Güldürmeyin...

Önemli olan bir şey yapıyormuş, bir tedbir alıyormuş, ciddi bir güvenlik varmış gibi göstermek. Böylece havayolları, havalimanları ve güvenlik şirketlerinin çıkar orjisi sürsün. Herkes birbirinden para kazanıyor.

Tepede bu dev şirketler terör korkusundan ceplerini dolduruyor... Dolaylı olarak da hiç beklenmedik kâr alanları açılıyor: Kaç kişi astronomik ücretle şişe suyu almak zoruna kaldı güvenlikten geçince, düşünün...

ÖDÜNÇ LAPTOP

Kabin boyu bagajlardan sonra seyahat boyu kozmetik ürünleri piyasaya sürüldü ve bütün bunları hiç sorgulamadan kabul ediyoruz, satın alıyoruz, kapitalizmin çarkına katkıda bulunuyoruz.

İşte şimdi de “yedek bilgisayar” almamız öneriliyor. Şifreleme programları ve ücretli bulut hizmetlerine mecbur kalıyoruz.

Bu yasak sürer ve yayılırsa kim bilir başka görünmeyen hangi şirketler ve hizmetler ortaya çıkacak. Kim bilir, belki havayolları ücret karşılığında uçakta çalışmak isteyen yolcularına laptop bile ödünç verir, tıpkı paralı internet gibi.

SÖZÜNÜ TUTUYOR

En azından Donald Trump sözünü tutuyor. ABD’yi bir şirket gibi yönetecekti, gerçekten vahşi bir şirket gibi bireyin çıkarını değil paranın çıkarını önde tutarak her türlü teamülü yok sayıyor. ABD havayollarının CEO’larının yıllardır ağladığı, “Ortadoğu havayollarına devlet desteği var, o yüzden büyüyorlar, önüne geçmek lazım” korkularına karşılık verdi, çünkü kendi şirketi (yani ABD) kazansın istiyor.

 

KNEDİNİZİ NASIL KORUYABİLİRSİNİZ? 

- Kaybetmeyi göze alacağınız yedek bir dizüstü bilgisayarla seyahate çıkmak tercih edilebilir. Uçağa binmeden önce bu bilgisayarın bulutla bağlantısını kesebilirsiniz.

- Verileri şifreleyen çeşitli yazılımlar var, FileVault ve BitLocker gibi. Daha yoğun kullanılacağı kesin.

- New York Times’a konuşan Citizen Lab isimli teknoloji ve siyasi politikaları araştırma derneğinden Bill Marczak, bilgisayarları delil torbalarıyla valize koymayı öneriyor. Yolculuk sonunda basit bir şekilde herhangi birinin bu torbaları açıp açmadığını anlamak mümkün

Habertürk
25 Mart 2017 

YORUM YAPIN

Yorumlarınız editörlerimiz tarafından okunup onaylandıktan sonra yayına alınacaktır.

Hiç yorum yapılmamış

YAZARIN DİĞER MAKALELERİ Tümü
BU KATEGORİDEKİ DİĞER MAKALELER
ÖNE ÇIKANLAR Tümü
YAZARLAR

Copyright © 2018 Sesli Makale - Tüm Hakları Saklıdır.

Rta Yazılım

; ;