SİYASET

Murat Bardakçı : Tek Adam!

Tarih
14 Nisan 2017
İzlenme
Kişi
Yazar
Murat Bardakçı
 Referandumda, şunun şurasında iki gün kaldı...

Haftalardır devam eden tartışmalar sırasında sadece politikacılarımız değil, köşe yazarlarımız da meydana indiler, ilk defa bu kadar açık şekilde taraf oldular, karşılıklı suçlamalar ile hakaretler ardarda geldi ve bu arada tarih de bir güzel tahrif edildi...

Meselâ, CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu önceki gün “Atatürk tek adam değildi” buyurdu!

Kemal Bey’in bu iddiası doğru ise, Şevket Süreyya’nın üç cildlik o koskoca eserini, yani “Tek Adam”ı kaldırıp çöpe atmamız gerekecektir! Hatta sadece o emsalsiz eseri değil, Cumhuriyet’in kurulduğu senelerde ve ardından gelen tek parti iktidarı devrinde Avrupa’da bir-iki devlet hâricinde kıt’anın neredeyse tamamında tek adam iktidarının hüküm sürdüğünü anlatan yerli ve yabancı bütün tarih kitaplarını da...

Atatürk dönemini, özellikle de Atatürk’ün hükümet işlerine müdahalede bulunup bulunmadığını en mükemmel şekilde anlatan eserlerin başında, o devrin güçlü isimlerinden olan Kılıç Ali’nin 1952’de Milliyet Gazetesi’nde yayınladığı ve yayını aylarca devam eden hatıraları gelir.

OKUYUN, KARARI SİZ VERİN!

Bu hatıralardan aşağıda nakledeceğim bazı bölümleri okuyun ve Atatürk’ün tek adam” olup olmadığına siz karar verin:

Atatürk, zamanın Tarım Bakanı’ndan memnun değildir, yakınlarına “Bu beceriksiz adamı İsmet Paşa niçin tutar, bir türlü anlayamıyorum” demektedir ve söyledikleri İsmet Paşa’nın kulağına gitmiştir.

Bir gece Çankaya’daki sofrada Atatürk yine Tarım Bakanı’nın beceriksizlliklerinden sözetmeye başlayınca, İsmet Paşa nasıl oldu ise parlar ve “Haberim olmadan mütemadiyen vekiller istifaya mecbur ediliyor, maruzatıma itimat edilmeyerek sözlerin başkalarından tahkik mevzuu oluyor. Devlet işlerine ait bütün kararlar sofrada veriliyor, gayrımesuller işe karışıyor. Bu gibilerden korkuyorum” deyiverir.

Atatürk hiddetlenmiştir, “Ya, demek böyle. Demek devlet işleri hakkında sofrada, yani serhoşlukla kararlar veriliyor demek istiyorsunuz. Öyle mi? Bu nasıl lâf? Bu nasıl düşünüş? Bu ne cür’et? Maksadını anlıyorum, pekâlâ” diye bağırdıktan sonra masadaki rakıların kaldırılmasını ve yemeğin servis edilmesini söyler, biraz sonra da “Gidiniz, istirahat ediniz” deyip misafirlerini gönderir.

O geceki hadise, Cumhurbaşkanı ile Başbakan arasındaki gerilimin başlangıcıdır...

‘VALLAHİ SENİ MAHVEDERİM!’

Bir başka akşam, daha büyük tartışma çıkar, daha doğrusu Cumhurbaşkanı zamanın başbakanını daha sert sözlerle paylar:

İngiltere Kralı’nın Atatürk’e İngiltere’nin en önemli nişanlarından olan “dizbağı nişanı” vermek istediği söylentisi çıkmış, Atatürk nişanı kabul edeceğini hissettirmiş ama Başbakan İnönü karşı çıkmıştır. Sofrada dizbağı nişanından bahsedilirken Atatürk “İngiliz milleti ...beni severler, bilirsiniz ki vaktiyle Lloyd Georg’u (İngiltere’nin eski başbakanını) benim yüzümden işbaşından uzaklaştırıverdiler” diyecek, İsmet Paşa ise “Böyle bir şey olduğunu hatırlamıyorum. Lloyd George kendi fırkası (partisi) tarafından düşürülmüştü” diye karşı çıkacaktır.

Atatürk bu karşılık üzerine İstiklâl Harbi’nin zaferle neticelenmesinden sonra İngiltere’de yaşananları kısaca hatırlatacak ve başbakanını kastederek “Ha... Anlaşıldı. Bu akşam dolgun gelmiş. Bir derdi var galiba” diyecek ama biraz sonra daha da hiddetlenerek “Efendiler! Bu anda hükümet makinesi işlemiyor. Başvekil bu dakikada Ankara’da emirlerini yaptıracak mesul bir muhatap bulamıyor. Bu nasıl idaredir? Hükümet makinesi idaresizlikten durmuş, yorulmuş vaziyettedir” dedikten sonra asıl sözünü söyleyecektir:

“Bak buraya İsmet! Vallahi seni mahvederim! Böyle idare olmaz!”.

Sonrası, malûm... İsmet Paşa 1937’de başvekillikten azledildi, yerine Celâl Bayar getirildi ama Atatürk’ün önceki hükümete olan hiddeti bir türlü azalmadı. Atatürk, İsmet Paşa’nın artık başvekil olmadığı günlerde de kendisine ters gelen bazı ifadeleri üzerine sofrada “Sözüme dikkat et: Sen olmayabilirsin, şu veya bu olmayabilir, fakat ben varım, ben!” diye bağıracak ve bu fırça seansını Selânik günlerinde öğrendiği Rumca bir kelime ile, “Katalavis?”, yani “Kafana dank etti mi?” diyerek noktalayacaktı.

Tarih, hiçbir zaman bu referandum öncesinde olduğu kadar siyaset vasıtası yapılmamış ve böyle tahrif edilmemişti!

Habertürk
14 Nisan 2017

YORUM YAPIN

Yorumlarınız editörlerimiz tarafından okunup onaylandıktan sonra yayına alınacaktır.

Hiç yorum yapılmamış

YAZARIN DİĞER MAKALELERİ Tümü
BU KATEGORİDEKİ DİĞER MAKALELER
ÖNE ÇIKANLAR Tümü
YAZARLAR

Copyright © 2018 Sesli Makale - Tüm Hakları Saklıdır.

Rta Yazılım

; ;