GÜNCEL

Markar Esayan : Sanat değil, bildiğin faşizm...

Tarih
20 Kasım 2016
İzlenme
Kişi
Yazar
Markar Esayan
Kültür, sanat, sosyal bilimler, medya gibi disiplinlerin aşırı şekilde ideolojik olduğu, bu alanların bir ideolojinin (kapitalizm, emperyalizm, şimdilerde neo-liberalizm ve hepsinin şemsiyesi olarak sekülerizm) savunusundan ziyade, bir iktidar hegemonyası adına araçsallaştığı, cephaneye dönüştüğü artık daha açık görülüyor.

Bu benim iddiam değil, komüniteryen yazarlardan tutun da, post kolonyal/yapısalcı düşünürlere kadar bu konu çok önceden beri inceleniyor. Ancak çok ilginç biçimde herhangi bir etkisi olmadı Batı üzerinde. Faucoult’un liberalizm eleştirisinde “piyasa”nın bu araçlar sayesinde nasıl bir gizli iktidar biçimi haline geldiği uzun uzun anlatılır. Ancak piyasa gücünü gittikçe artırıyor ve “küresel sermaye” şeklinde toplumların aleyhine genişleme sağlıyor.

İşte, bireyin ve katılımcı demokrasinin aleyhine işleyen bu küresel sermaye hegemonyası, ona karşı eleştiri getirecek en dinamik alanı, yani kültür dünyasını kendisine katıyor. Bunun için fonları ve kültür/medya alanında devasa istihdam kapasitesini kullandığı kadar, sekülerizm şemsiyesi altında ideolojik bir özdeşlikten de faydalanıyor. Sekülerizmi dar anlamda yorumlayıp, mutlak doğru olarak Batılı yaşam biçimini merkez aldığında, bu şablonun dışında kalan her kesim/teklif doğal hedef haline geliyor.

Devletler, yönetimler, dinler üstü olduğu için, toplumsal bir meşruiyete dayanmaya ihtiyacı yok. FETÖ gibi kadrocu hareketlerle ve dönemsel ittifaklarla devletleri etkileyebiliyor. Üretim değil, finans piyasasında yer aldığı için de savaşlar onu pek ilgilendirmiyor. Sonuçta tüm mesele dünyada dolaşan para miktarını kendi uhdesinde tutmak. Petrol başta olmak üzere enerji bölgelerini domine etmek. Devlet yönetimlerini de buna uygun etkilemek.

Tabii bu amaca toplumun objektif rızası söz konusu olamayacağı için, algıları yönetmek çok önemli hale geliyor. Bu durumda da medya, STK’lar, lobiler, kültür ve sanat camiası öne çıkıyor. Mesela ABD seçimlerinde görüldüğü üzere, Trump dünyaya neler getirip götüreceğinden bağımsız olarak amansız bir kıskaca alınıyor. Ulusal liderler, eğer üst akıl dediğimiz bu ittifaka milli çıkarları teslim etmemişse, kim olduğundan bağımsız olarak itibarsızlaştırılmaya, hal edilmeye çalışılıyor. İşte Mısır’da, Brezilya’da başarılı oluyor, Rusya, ABD ve Türkiye gibi ülkelerde olamıyor. Bu da paradigmanın gücünü kaybettiği anlamına geliyor. Yani değişim zamanı.

O yüzden ülkemizde de CHP’den tutun, nefret söylemi kullanan hatta faşizme savrulan mizah dergileri vs, artık kendisini gizleme, kahramanlaştırma kapasitesini yitiriyor, kendileri karikatüre dönüşüyorlar.

Bu cenahta asıl öfkeyi uyandıran mesele ise, halkın algılarını etkileme kapasitelerini hızla yitiriyor olmaları. 17/25 Aralık’ta dönemin Başbakanı Erdoğan’a yapılan kumpas öyle sıradan, kolay anlaşılabilir bir konu değildi. TÜBİTAK “Tamamen sıfırlandı mı?” cümlesinin hece hece başka konuşmalardan alınarak ortaya çıkarıldığını raporlamıştı. Ama bu gerçekler ancak darbe püskürtüldükten sonra ortaya çıkarılabilirdi. Eğer püskürtülemeseydi, Erdoğan’ın bu sözleri söylediği kesin sayılacak ve hal edilecekti.

Bu ve daha nice gerçek ortaya çıktıktan sonra mizah dergileri, gazeteler, CHP başta olmak üzere tüm muhalefet partileri bu yalanı 15 Temmuz’dan sonra bile gündemlerinden düşürmediler. Özür dilemek bir yana, FETÖ’nün ürettiği tüm yalanları kullanmaya devam ettiler ediyorlar.

Bu konunun kolay bir çözümü yok. Bence bu mücadele inişli çıkışı şekilde hep devam edecek. İbret alarak doğru olanı yapmaya çalışmak ve takdiri halkla bırakmaktan başka bir yol da yok.

Akşam
20 Kasım 2016

YORUM YAPIN

Yorumlarınız editörlerimiz tarafından okunup onaylandıktan sonra yayına alınacaktır.

Hiç yorum yapılmamış

YAZARIN DİĞER MAKALELERİ Tümü
BU KATEGORİDEKİ DİĞER MAKALELER
ÖNE ÇIKANLAR Tümü
YAZARLAR

Copyright © 2017 Sesli Makale - Tüm Hakları Saklıdır.

Rta Yazılım

;