SİYASET

Markar Esayan : Erdoğan’ın yalnızlığının analizi...

Tarih
06 Aralık 2016
İzlenme
Kişi
Yazar
Markar Esayan
Yaşadığımız tüm olayların ekonomi kökenli olduğunu söylememe sanırım gerek yok. Dünyadaki alan paylaşımı, güç mücadelelerinin temeli ekonomik kavganın güdülediği bir durum. Ancak ekonominin de muhtevası birkaç yüzyıldır hızla değişiyor. Reel ekonomi ile finans piyasası arasındaki mücadele sertleşirken, ikisi arasındaki makas da açılıyor.

Yani bildiğiniz, iskemleden çipe kadar mamul üreten üretici kesim ile para satan kesim arasında birbirini tamamlama, ekonominin anlamlı parçaları olma durumu giderek bozularak reel ekonomi aleyhine yıkıcı bir duruma sürükleniyor.

2008 dünya krizi ve bundan sonra sürükleneceğimiz diğerlerinin temel nedeni bu. Gerçek ekonomi ile sanal ekonomi arasındaki çatışma düzeltilmedikçe bu krizler daha da büyüyecek. Sorun sadece adil bir paylaşım sisteminin olması değil, temel sorun gerçekten de piyasanın insan kontrolünün dışına çıkacak şekilde yaratıklaşması.

Burada öne çıkan şey de faiz. Tabii dövizin fiyatı da öyle. Cumhurbaşkanı’nın önceki gün yaptığı konuşmada belirtiği hususlar bunlar.

Tıpkı kültür savaşları gibi, ekonomi savaşlarına tanık oluyoruz. Esasen, Türkiye’nin 2002 yılında topladığı her 100 liralık verginin 86 lirasını faize ödediğini, şimdi faize giden miktarın 11 liraya düştüğünü biliyoruz. Daha önceki 1994 krizlerinde gecelik faizlerin yüzde 7 binlere çıktığını da... IMF’den 500 milyon dolar almak için (serbest bırakılma denirdi buna) nasıl aşağılandığımızı, Cotarelli gibi adamların ülkeye sömürge valisi gibi gidip geldiğini, Kemal Derviş’in nasıl bakan atandığını vs. de iyi bilmekteyiz.

İdris Küçükömer (yerli ve milli bir solcuydu) bu duruma “tarihsel kapan” derdi. Yüksek faiz, değersiz milli para, yüksek ithalat, düşük üretim ve ihracat, borca batmış bir ülke... 1848 Ticaret Anlaşmalarından beri durumumuz budur. Osmanlı’nın çöküşünü de bu zayıflık sağlamıştır.

Türkiye bu durumdan ilk kez AK Parti iktidarında sıyrılmayı başardı ki, Gezi krizini patlattılar. Açık söylüyorum: Cumhurbaşkanı Türkiye’yi bu kapandan çıkarma yönünde irade kullanmasaydı, bugün Nobel ödüllü, 2. ve 3. dünya ülkelerine örnek gösterilen siyasetçi olurdu. Hele Cumhurbaşkanlığı sistemiyle, güçlü polititkaları uygulama kabiliyetine sahip olan bir Türkiye ise asla arzu etmedikleri bir şey. Oturdukları yerde milyonlarca insanın emeğini, hiçbir şey üretmeden sömürebildikleri bir sistem kurmuşlar.

Erdoğan’ın cezalandırılması arzusunu, sadece Türkiye’de kaybettiklerini yerine koyma amacıyla açıklayamayız. Eğer Türkiye ortaya koyduğu bu modelde başarılı olursa, dünyanın diğer ülkelerine de örnek olacak ve bu durum bir domino etkisi yaratabilir. New-York-Londra-Tokyo üçgeni arasına sıkıştırılmış bu ekonomik düzenin yıkılması korkusu var.

Tabii Erdoğan yalnızım demekte. Doğru söylüyor. Çünkü ekonomi alanında eğitim gören çoğu kişi zaten bu ekolü/düzeni kutsal kitap gibi bellemiş ve başka türlü olamayacağına iman etmiş. Damar sertliğine yakalanmamış, bir şeyleri değiştirme enerjisi olan gençleri ise ya sol ile ya da liberalizm ile afyonluyorlar. Sosyalizm ve liberalizm, kapitalizmin iki koltuk değneğinden başka bir şey değil. İnsanları “devrim”, “özgürlük”, “bireysellik”, “hak hukuk” diye avlayıp, hem onların enerjilerini emiyorlar, hem de milli/yerli bir alternatif çıkarsa onların üzerine saldırtıyorlar. Hep de yüce amaçlar için oluyor bu.

Erdoğan’ın yalnızlığı, bu halkın onun ardında dimdik durması konusundaki tereddütünden değil. Erdoğan başka türlü bir dünyanın mümkün olduğuna inanıyor. Ama buna inanmayan bir ekonomi ekolü ve bürokrasiyle boğuşmak oldukça zor.

Ne olacak devrimden vaz mı geçeceğiz? Yok öyle bir şey. Her şey yeniden inşa edilecek.

Akşam
5 Aralık 2016 

YORUM YAPIN

Yorumlarınız editörlerimiz tarafından okunup onaylandıktan sonra yayına alınacaktır.

Hiç yorum yapılmamış

YAZARIN DİĞER MAKALELERİ Tümü
BU KATEGORİDEKİ DİĞER MAKALELER
ÖNE ÇIKANLAR Tümü
YAZARLAR

Copyright © 2017 Sesli Makale - Tüm Hakları Saklıdır.

Rta Yazılım

;