GÜNCEL

Latif Erdoğan : Gülen’de Kur’an alerjisi..

Tarih
20 Kasım 2016
İzlenme
Kişi
Yazar
Latif Erdoğan
Kur’an’ı, pratik hayatımızdan devre dışı bıraktığımız günlerden bu yana hep idbar yaşıyoruz. İçinde çalkalandığımız çok yönlü kaosun da gerçek sebebi Kur’an’dan uzaklaşmış bulunmamızdır. Ona, hayata ait bütün ünitelerle tam dönüş yapacağımız ana kadar da söz konusu derbeder halin devam edeceğinde hiç kuşku yok. Yol ne kadar kısa, hedef ne kadar yakın olursa olsun, hedefe varma niyetiyle adım atılmıyorsa, sonuca ulaşma hali ham hayalden ibaret. Kast edilen adım, Kur’an’ı hayata hakim kılma azmini belirleyen çalışmaların bütünü. Bölünmüş niyetlerin takati kesik, akıbeti kötü. (2/85)

Arapça bilenlerin orijinal metnini, bilmeyenlerin ise mealini mutlaka hafızalarına kazıyıp tefekkürlerine en öncelikli referans yapmaları gereken bir hadis var; şöyle buyuruyor Efendimiz:

“Muhakkak ki, ileride karanlık gece kıtaları gibi fitneler olacak. Ya Resullallah, denildi, ondan kurtuluş ne? Buyurdu ki, Allah Teala’nın Kitabı. Onda, sizden öncekilerin nebei (başlarından geçen büyük olaylar), sizden sonrakilerin haberi ve aranızda geçecek meselelerin hükmü vardır. O bir fasldır (Hak söz, hak ile batılın arasını fark ve temyiz ile olan hüküm ve kaza) hezl (gayr-i ciddi mizah, şaka, hiciv) değildir. Onu tecebbüren (gurur, kibir ya da zulüm adına) terk edenin Allah belini kırar. Doğru yolu onun dışında arayanı Allah dalalete düşürür. O, Allah’ın sağlam ipi, apaçık nuru, hikmet dolu zikir (uyarı, hatırlatma, öğüt) ve dosdoğru yoldur. Heveslerin sapıtmamasına, görüşlerin dağılmamasına yegane sebep odur. Alimler ona doymaz, takva sahipleri ondan usanmaz. Onun ilmini bilen ileri gider. Onunla amel eden ödüllendirilir. Onunla hüküm veren adalet eder. Ona sımsıkı sarılan mutlaka doğru yola hidayet olunur.”( Müsned, Ahmet b. Hanbel)

Bizim böylesi kutsi bir rehberimiz var. Onun yol göstericiliği, bütün rehberlerin, bütün mürşitlerin verasında bir konuma sahiptir. Onun vahiy olma hususiyeti, bütün beşeri sözlere mukayese kabul etmez üstünlüğünün de belgesidir.

Bırakın aklın sınırını aşamayan filozofların ruhsuz kupkuru sözlerini, kalp ve ruhun derece-i hayatına ulaşmış büyük velilerin saf ve duru ilhamla can bulup kanatlanmış beyanları bile asla ve kata vahye mazhar beyana mukayese edilemez. Eğer farzı muhal böyle bir mukayese ve karşılaştırma yapılacak olursa, Bediüzzaman Hazretlerinin dediği gibi, karşımıza şöyle bir tablo çıkar: En saf ve duru ilhamın vahye mukayesesi, aynada yansıyan görüntüsüyle güneşin bizzat kendisinin birbirine mukayesesi gibidir.

Daha önce duymamış dinlememiştim. Geçenlerde bir televizyon kanalında Gülen’in görüntülü ifadelerine yer veriliyordu. Bu ifadelerinde Gülen, daha ne zamana kadar Kur’an’ın rehberliğine muhtaç körler gibi yedileceğiz, ne zaman içimizin sesini dinleyeceğiz mealinde hezeyanlar savuruyordu. Bu sapık ifadeler karşısında cidden ürperdim, sözün sahibinden ise bir kere daha tiksindim, iğrendim.

Bu sapık ifadeler beni, tekrar onunla ilgili mazinin çağrışımlarına götürdü. Bana anlattığı anılarında şöyle diyordu: Gençliğimde, istesem Kur’an’a nazire yapabilirim, fakat Rabbimin yasağına hürmeten buna teşebbüs etmiyorum, gibi düşünürdüm. Ne zaman ki, İşaretül İcaz’ı, Yirmi beşinci Söz’ü okudum, işte o zaman Kur’an’a nazire yapılamayacağına kanaat getirdim.

Demek ki, Gülen, Risale-i Nurdan ellerini gevşeten bir döneme girmiş ve bu sözleri öylesi bir dönemde söylemiş ki, eski sapık düşüncesine tekrar rücu etmiş..

Biliyorsunuz, Salihli’de verdiği bir vaazda Gülen elinde tuttuğu Kur’an’ı yere fırlatıp atmıştı. Bizler de onun bu tavrını bir cezbe ve incizap hali sanıp öyle yorumlamıştık. Bana anlattığı anılarında şöyle bir ayrıntıya ulaştım. Diyor ki: Salihli’deki vaaz öncesi, arkadaşların kaldıkları eve uğrayıp biraz istirahat ettik. Sonra ben abdest almak için lavaboya gittim. Tuvalette kullandığım su gayet normaldi. Abdest almaya başlayınca su birden simsiyah akmaya başladı. Mecburen o suyla abdest aldım. Su siyah aksa da temiz, diye düşündüm. O an hatırıma bir şey gelmedi. Fakat vaaz verirken Kur’an’ı yere atma olayı olunca, anladım ki bu bana bir uyarı imiş..

Gülen demek ki, bu uyarıyı asla anlayabilmiş, algılayabilmiş değil. Başka türlü onun kalplerden Kur’an’ı atmayı teklif eden yukarıdaki hezeyanları sarf etmesi nasıl mümkün olurdu ki..

Gerçi şimdi artık o, bulanık suyla değil öldürdüğü masumların kanıyla abdest alan bir kanlı katil. Nice Kur’an okuyanlar vardır ki Kur’an onları lanetler, sözünün manasına dahil olduğu ise, verdiği sapık fetvalarla ve darbeye teşebbüsüne varıncaya kadar yaptığı ihanetlerle ortada. Demek ki, okuduğu Kur’an, boğazından aşağıya bir türlü inmemiş. Haccac-ı Zalim gibi, o da Kur’an hafızı idi, o da binlerce masumun kanına hem de bir hiç uğruna girmiş idi..

Televizyondaki söz konusu konuşma, hatırıma eski bir arkadaşımı getirdi. Bala alerjisi vardı. Herkese şifa olan bal onda öldürücü etki yapıyordu. Gülen’in de Kur’an’a alerjisi mi var ne; herkese hidayet ve şifa olan Kur’an onda ters etki yapıyor?

Akit
20 Kasım 2016

YORUM YAPIN

Yorumlarınız editörlerimiz tarafından okunup onaylandıktan sonra yayına alınacaktır.

Hiç yorum yapılmamış

YAZARIN DİĞER MAKALELERİ Tümü
BU KATEGORİDEKİ DİĞER MAKALELER
ÖNE ÇIKANLAR Tümü
YAZARLAR

Copyright © 2018 Sesli Makale - Tüm Hakları Saklıdır.

Rta Yazılım

;