SİYASET

İsmail Kılıçarslan : Bağzı tuhaflıklar

Tarih
04 Ekim 2016
İzlenme
Kişi
Yazar
İsmail Kılıçarslan

Keşke geride bıraktığımız hafta sonunun en tuhaf haberi, Galatasaray kalecisi Muslera'nın Antalyaspor forveti Eto'o'yu orta sahada çalımlaması olsaydı. 'O ne çalımdı be kardeşim' der geçerdik.

Ne var ki Türkiye, tuhaflıkların 'sportif düzey'de kalmadığı bir kara parçası. Misalen Tophane'den gelen şu 'sergi açılışı baskını' haberini ele alalım. 70 kadar 'seçkin' insanın yer aldığı sergi açılışını 3 'az gelişmiş' mahalleli sabote etmiş. Sergi mekânının sahibi olan 'olağanüstü seçkin' abimiz de diyor ki: Tophane, İstanbul'un birinci dereceden kültür ve sanat merkezlerinden birisidir. Biz burada sergi açılışı yapamayacaksak nerede yapacağız?'

Peki, mesele Tophane insanının 'sanat karşıtlığı' mı? Bence değil. Semti iyi bilen bir arkadaşımın anlattıklarından aktarayım durumu. Arkadaşım diyor ki 'Tophane; Karaköy-Çukurcuma-Cihangir üçgeninin arasında kalmış, dolayısıyla sağlam rant sağlanabilecek bir yer. Burada kimi binalar büyük paralarla el değiştirdi, kimi binalar yüksek bedellerle kiralandı. Mahallelinin isyanı sanat karşıtlığından falan değil. Başlarına gelecekleri az çok tahmin ettiklerinden… Tophane'yi bir semt olmaktan çıkarıp bir rant merkezi haline getirmeye çabalayan planın işlediğini görüyorlar ve buna sürekli isyan ediyorlar. Oysa medya bunu böylece değerlendirmek yerine 'sanat karşıtı, az gelişmiş Tophaneliler' algısına çalışarak mahalleliyi iyice çileden çıkarıyor.'

Hadi durmayın. 'Yandaş Yeni Şafak yazarı sergi basan magandaları savundu' falan deyip kendi mutlu mesut çemberinizi sağlamlaştırın. 'Yahu, Sulukule'ye yapılanın bir benzerini bu sanat çevresi Tophane'ye yapıyor. Kentsel dönüşümün en aşağılık planlarından biri Tophane'de tıkır tıkır işliyor. Tophane, semt olmaktan çıkarılıyor' diye sakın düşünmeyin. Düşünüp de yorulmayın.

Gelelim bir başka tuhaflığa. 15 Temmuz gecesi İzmir'de sala okuyan müezzini tekme tokat döven sanıklar, mahkeme tarafından 'tutuksuz yargılanmak' üzere salıverilmiş durumdalar. Aslında meseleyi konuştuğum bazı hukukçu arkadaşlarım -benzer olayları da hatırlatarak- sanıkların salıverilmesini 'standart uygulama' olarak değerlendiriyorlar. Fakat 'otobüste şortlu kıza saldıran hırbo'nun 9 yıl yediğini hesaba katınca işler değişiyor tabii. Çok üzgünüm fakat ortaya çıkan manzara şu: 'Şortlu kız döversen 9 yıl yersin, müezzin döversen salıverilirsin.'

Hukuktan çok anlamam, lakin iki olayı değerlendirdiğimde kararlardan birinin fena halde saçma olduğunu düşünmemek için hiçbir neden bulamıyorum. Hatta 'görevi başındaki memura saldırmak' üzerinden müezzin dövmenin cezasının daha ağır olması gerektiğini düşünüyorum. Tabii, İzmir'deki olayın faillerinin CHP'li vekil akrabası olduğunu falan da hesaba katınca iyice sıkılıyor canım. Hatta sosyal medyada kopan fırtınayı gördüğümde daha da artıyor canımın sıkıntısı.

Gelelim son tuhaflığa. Daha doğrusu, bir tuhaflığın yüze vurulmasına. Pazar akşamı TRT, bir konserle 15 Temmuz şehitlerimizi andı. Özellikle organizasyonun iki sunucusundan biri olan Oğuz Haksever'in performansı izlemeye değerdi. Ancak hiç şüphe yok ki geceye, söylediği türkünün ardından yaptığı konuşmayla Zerrin Özer damga vurdu.

Şöyle dedi Özer: 'Bu konser, benim hayatımdaki en önemli imza olmalı. Çünkü sadece yapabildiğimiz -bizler sanatçıyız- sevdiğiniz türküleri, şarkıları iletiriz. Bizim işimiz bu. Fakat bunu siyasete döküp gelmeyenleri yürekten kınıyorum. Daima halkımın emrettiği, arzu ettiği her yerde olacağım. Bakın. Sanatçılarla siyaseti bir araya getirmeyeceksiniz. Fakat Türkiye'miz ne hale geldi, ikiye bölündü. Ve şurada olması gereken (ve gelmeyen) sanatçıları tüm yüreğimle kınıyorum. Hakkımda söyleyecekleri hiçbir şey de umurumda değil. Allah, şehit kardeşlerinizi, şehit evlatlarınızı, şehit eşlerinizi nurlar içinde yatırsın. Gazi kardeşlerime de acil şifalar dilerim. Ben şahsım adına 'en azından bir şey yapmışım' diyeceğim onlar için. Hayatımda hiç duymadığım şekilde onlara ve siz ailelerine saygı duyuyorum.'

Bilmiyorum bu konuşmanın ardından herhangi bir söze, herhangi bir yoruma gerek var mı? Zerrin Özer, 'halkın yanında durmak, halkın kendisi olmak' konusunda ibretlik bir ders verdi o gece. Her fırsatta bu muazzez halkı aşağılamaktan zevk alan, her fırsatta ülkesini aşağılamaktan mutlu olan o 'tuhaf sınıf' bu konuşmadan bir ibret alır mı dersiniz? Elbette hayır. Çünkü saçma sapan kafa konforları onlara yeter. Çünkü 'Zerrin Özer de yandaş olmuş' cümlesini kurmak onlara yeter. Olup olacağı budur ne yazık ki.

Ne diyordu Patti Smith: 'Şimdi halktan olmak derken kara gözlüm. Şu kendi aralarında anlamadığımız dillerde konuşan, topluluk halinde gezen, kulelerden ezan okunduğunda camiye giden topluluktan olmayı mı kastediyorsun? Bu bahsettiğin tipler her şey olur da bir tek halk olmaz tatlım. Boşa zorlama.' 

Yenişafak
4 Ekim 2016

YORUM YAPIN

Yorumlarınız editörlerimiz tarafından okunup onaylandıktan sonra yayına alınacaktır.

Hiç yorum yapılmamış

YAZARIN DİĞER MAKALELERİ Tümü
BU KATEGORİDEKİ DİĞER MAKALELER
ÖNE ÇIKANLAR Tümü
YAZARLAR

Copyright © 2017 Sesli Makale - Tüm Hakları Saklıdır.

Rta Yazılım

;