DİNİ YAZILAR

İskender Pala : Yalan dünya, hey yalan dünya!

Tarih
07 Aralık 2014
İzlenme
Kişi
Yazar
İskender Pala

31 Aralık 2013

Zaman cahiliye zamanıydı. İnsanlar savrulmuş, insanlık savrulmuştu. Kardeşler birbirine düşman kesilmişlerdi.

 Evs ile Hazrec kabileleri, iki kardeşin çocuklarıydılar. Yesrib’de birbirleriyle çatışıp duruyor, enerjilerini yalnızca buna harcıyor, kavga etmekten güzel işler yapmaya halleri kalmıyordu. O kadar ki, mahallelerinin çevresini bile surlarla ördüler ve aynı kasabada kin ve nefret dolu cepheler oluşturdular. Ve elbette Yesrib kelimesi “bozgunculuk ve fesat çıkarma” anlamı taşımaya başladı.

    Bir gün, Yesrib’e bir kutlu kul geldi, Kutlu Nebi. Bu, güzel ahlak geldi, Kur’an geldi, kardeşlerin birbirleriyle kavga etmelerini yasaklayan ayetler geldi demekti. Evs ve Hazrec o ayetlere kulak verdiler ve çatışma, didişme dolu Yesrib, duruldu, sükunet buldu. Evs ve Hazrec bir yana dursun, Kurayza, Kaynuka ve Nadir Yahudileri, Yemenli Amalikalılar, Kudaa veya İranlı insanlar, kadınıyla erkeğiyle, taciriyle esnafıyla, zenginiyle yoksuluyla birbiriyle didişmeyi durdurup o emniyetsiz kasabayı yükselen, gelişen, ilerleyen, mutlu bir kasabaya dönüştürdüler. Yalnızca bir gülümsemeyle, sakinlerinin kardeşlik akdiyle yaptılar bunu. Gülümsemenin gerek sahibiyse “daha bunlar yetmez” diyordu, “bütün dünya gülümsemeli!” Kasabanın adını değiştirdi önce, oraya “hoş, güzel” anlamlarını içeren “Taybe” dedi. Sokaklara kendi kokusunu verince savaş dolu beldenin adı da kendiliğinden Medine’ye dönüşüverdi. Medeniyet bu demekti. Dünyanın sancılarını dindirecek medeniyet. Cahiliyeyi sona erdirecek ve dünyayı ışıklandırıp bir daha cahilce işler yapmayı yasaklayacak medeniyet…

    *  *  *

    Bu hatıralar bana, İslam’ın, kardeşler arasında huzursuzluklara meydan verecek davranışları terk etme emrini hatırlatıyor. Ve yanıldığımı da zannetmiyorum, Çünkü Allah’ın bu hatıralara dair emri şöyle: “Hep birlikte Allah’ın ipine sımsıkı sarılın. Parçalanıp ayrılmayın. (…)Hani siz birbirinize düşman idiniz de, O, kalplerinizi birleştirmişti. İşte O’nun (bu) nimeti sayesinde kardeşler olmuştunuz (Âl-i İmran, 103).”

    Cahiliye ve cehalet, kardeşlerin kalplerini ayırmıştı, İslam ise kalpleri birleştirmek için geldi. Hangi çağda olursa olsun, kimden gelirse gelsin, kardeşlerin kalplerini birbirinden soğutmak, elbette bir cahiliye âdetidir. Bunu yapanları Rab Taala Kitap’ta şöyle uyarmıştır: “Birbirinizle didişmeyiniz, çekişmeyiniz. Çekingen, korkak ve yılgın hale gelirsiniz. Manevî gücünüz ve itibarınız kaybolur. Maddî gücünüz, kuvvetiniz elden gider. Sabredin. Allah, sabredenlerle beraberdir (El-Enfâl, 46).”

    Şimdi soralım kendimize; bu âyet, tam da yaşadığımız günleri anlatmıyor mu? Çevremize baktığımızda ayetin sırayla sayıp döktüklerinin gözümüze sokulacak derecede aşikâr olduğunu görmüyor muyuz? O halde, kardeşimizle aramızdaki öfke de, kardeşlik ölçülerince olmalı değil midir?  İleride mahcup olacağımız, gün gelip yüzümüzü kızartacak bir davranış içine nasıl girebiliriz ki? Hz. Peygamber, ashabına hitap ederken üçüncü kişilerden “kardeşiniz”, “kardeşleriniz” diyerek bahseder, Allah da müminleri kardeş diye tanımlarken, nasıl olur da kardeşlik hukukunu bitirecek muameleler içinde olabiliriz ki? Kardeşliği bitiren kinler ve ihtiraslar, öfkeler ve hırslar, laf çakmalar ve ithamlar bir gün bize sorulmayacak mı zannediyoruz? Bizi birbirimize düşürecek her söz, her tavır, her düşünce, her hareket elbette bir vebal taşır. Ve eğer biz bu vebali yüklenirsek gayretullaha dokunmaz, maddi ve manevi bütün işlerimiz bozulmaz mı? O Allah ki buyuruyor:  

    “Birbirinize düşmeyin. Yoksa rüzgârınız kesilir (El-Enfâl, 46).”

    Buyurun!.. İşte size dehşetli bir ikaz!.. İbret ki ibret!.. Allah rüzgârımızı keserse dallarımızı, kollarımızı kim kımıldatır? Enerjimizi ve gücümüzü tüketirse kulluğumuza giden yolu nasıl yürür, hedeflerimize nasıl ulaşabiliriz? Arkamızdan esen rüzgârlar kesilirse nasıl yol alırız? Rüzgârımız kesilirse hareketimiz durmaz mı? Hareketimiz durunca tehlikenin bin bir türlüsü gelip bizi bulmaz mı?

    Bizler, hepimiz, buradaki ve oradaki, sen ve ben, Allah’ın “Haydi kulluğa!” çağrısında aynı kıbleye yönelen, aynı Kitab’ı kutsal kabul eden ve aynı Peygamber’e ümmet olan kardeşleriz. Nasıl olur da kardeşimize kin güder, birbirimizi sahipsiz bırakırız? Biz Allah huzuruna çıkarken aynı safta omuz omuza değil miyiz?

    Lütfen hepimiz aynaya bakalım, vicdanımızı ve yüreğimizi samimiyetle yoklayalım; eğer kardeşimizi incitmemize izin verilmişse, eyvallah; yoksa herkes dönsün gittiği yanlış yoldan. Eğer dönmezsek daha çoook düşman sevindireceğiz. Yerlisinden ve yabancısından…

    Ve dua vakti:

    “Ey Rabb’imiz, bizi ve bizden önce iman etmiş kardeşlerimizi bağışla. Mü’minlere karşı kalbimizde kin bırakma. Ey Rabb’imiz, şüphesiz Sen, çok şefkatli, çok merhametlisin (El-Haşr, 10).”

Zaman

YORUM YAPIN

Yorumlarınız editörlerimiz tarafından okunup onaylandıktan sonra yayına alınacaktır.

Hiç yorum yapılmamış

YAZARIN DİĞER MAKALELERİ Tümü
BU KATEGORİDEKİ DİĞER MAKALELER
ÖNE ÇIKANLAR Tümü
YAZARLAR

Copyright © 2018 Sesli Makale - Tüm Hakları Saklıdır.

Rta Yazılım

;