SİYASET

Hacı Yakışıklı : Erdoğan, Hakan Fidan’ı da alırsa(!)

Tarih
07 Mayıs 2016
İzlenme
Kişi
Yazar
Hacı Yakışıklı

Sevilen Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun gidişi sokaktaki vatandaşta kırgınlığa sebep oldu, bu bir gerçek; gelelim diğer gerçeklere! Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun makamdan gidişi direkt Erdoğan’ın isteği üzerine olmadı. Bana kalırsa Davutoğlu’nun veya herhangi bir Ak Partilinin yahut muhalefetin isteği üzerine de olmadı. Yeni Türkiye ve uyanan hücrelerin ihtiyaç duyduğu “sistem algısı” her şeyin sebebi oldu. Davutoğlu’nun gidişi ne kendisi ne de iktidar için bir son değil; Türkiye tarihinde ilk kez Sayın Başbakan tarafından gerçekleşen “makamdan feragat” durumuyla birlikte yepyeni bir başlangıçtır!

Türkiye aleyhine olacağını düşünüp duruma sevinen güruhun bu sevinci Pelikan ömrü kadar olmayacak. “Erdoğan, Hakan Fidan’ı da alacak” türü yayınlara başlayanlar henüz durumun farkında değil! Bunu söyleyenler “diktatör” yaftasına yeni bir kulp takmaya çalışıyor. Sayın Fidan hangi amaçla gelmişse; şayet bir gün gidecekse yine o amaçla gider. Bu yolda “şahsi hırslar” uğruna hiç kimse harcanamaz.

Ak Parti MKYK’sının olağanüstü kongre kararı alması “vatandaş tarafından” beklenmiyordu. Bu karar, belki birilerinin gündeminde aylardır vardı ama toplumun gündemine birdenbire girdi, başta Ak Parti seçmeni olmak üzere neredeyse herkes şaşırdı. Davutoğlu’nun titreyen bir ses tonuyla yaptığı açıklama insanlarda “duygusal etki”ye sebep oldu. Herkes 5 Mayıs günü “Davutoğlu niçin gitti?” sorusunu sordu, telefonlarımız dahi susmadı.

ŞİFRE: REFİK 

DEĞİŞMEKTENSE… 

Olağanüstü Kongre kararının ardından projektörler “Başkanlık Sistemi”ne döndü. Cumhurbaşkanı-Başbakan ikili sisteminde “en iyi refiklerde bile” sorun çıkabileceği öngörüldü ve seçilmiş liderin “tek” olmasının daha iyi olacağı gün yüzüne çıkmış oldu. 

Türkiye kültürü ve tarihi hiçbir zaman iki lideri kaldırmıyor. Bu durum Mustafa Kemal-İnönü, Fatih Sultan Mehmet-Şehzade Orhan döneminde görülebilir. Cem Sultan ile ağabeyi 2. Bayezid mücadelesi de yine çift başlılık sebebiyle oldu. Her ne kadar Cem Sultan, Rodos Şövalyeleri ve Papa’ya sığınmış olsa bile, onlardan gelen “Hristiyanlığa gir” davetine; “Din-i mübin-i İslam’ı, cihan saltanatına değişmem” cevabını verecek kadar da onurlu bir Osman oğludur!

Davutoğlu-Erdoğan durumunda yukarıdaki örnekler tam olarak geçerli değil; çünkü burada bir “taht kavgası” yok, birinin ötekini “ortadan kaldırma” durumu yok!

Başbakan Ahmet Davutoğlu “refik” yani “dost-arkadaş” ifadesini kullanarak; “Refik değişmektense, genel başkan değişikliğindeki doğruluk bende hâsıl oldu. MKYK ve diğer kurulların değişmesi parti içinde değişik yorumlara neden olacaktı, o yüzden kongrede aday olmayacağım” dedi.

Davutoğlu gerçek bir Başbakan olduğunu göstererek “inisiyatifi” kendi aleyhine kullandı ve Türkiye Cumhuriyeti tarihinde “ilk kez” Başkanlık Sistemi’nin de yolunu açacak bir şekilde Sine-i Erdoğan’a döndü. Sayın Davutoğlu’nun yaptığı konuşma bir “veda konuşması” değil; “vefa konuşması” oldu.

“PELİKAN DENEN YOLUNMUŞ KUŞ”

Başbakan Davutoğlu’nu “Küresel güçlerin piyonu” olarak yaftalayan Pelikan Dosyası isimli açıklama ise tam bir senaryo! İçerisine gerçekler karıştırılarak harmanlanan ve gerçeklerden yola çıkıp neticeyi yalanlarla tamamlayan bir dosya! Buna en güzel cevabı “sanal şarlatanlar ve iftiracılar” diyerek yine Davutoğlu verdi.

“BAŞKANLIK SİSTEMİ 

MİLLETE ANLATILAMADI”

Hepimiz Başkanlık Sistemi’nden bahsediyoruz. Bu sistemi destekleyen de bu sisteme karşı çıkan da bir türlü tam olarak neyi destekleyip, neye karşı çıktığını halka bütünüyle anlatamadı. 

Ak Parti siyasetinin varsa işte en büyük hatası budur! 

Heyetler oluşturun, raporlar hazırlayın, halka sorun! Üzerinde tartışılan bir Başkanlık var ama bunu tüm yönleriyle sokaktaki Ahmet Amca’ya, evindeki Ayşe Teyze’ye, okulundaki öğrenciye, tarlasındaki çiftçiye anlatan olmadı. Daha çok vakit kaybetmeden bu sistem artısı ve eksisi ile halka gitmelidir. Millete giderseniz sıkıntı kökünden çözülür.

“MESELE BAŞBAKAN 

MESELESİ DEĞİL”

“Kim Başbakan olur?” tartışması bir müddet devam edecek. Peki, Davutoğlu çok mu kötü idi de istifa etti? Yani, mesele Başbakanlık makamı meselesi değil; sistem meselesi. Başbakan kim olursa olsun, Sayın Davutoğlu’ndan olsa olsa bir tık daha iyi olabilir; ancak beklenen değişimi veremez. İstese de veremez. Beklenen değişim güçlü bir seçim sistemi ile olur. Evet, Türkiye ümmetin son kalesidir. Bu kaleyi korumak hepimizin görevidir. Çok dikkatli olmalıyız, akl-ı selim ile hareket edip davaya gönül vermiş insanlara karşı da daha nazik ve hassas davranmalıyız. 200 yıl önce öksüz ve yetim kalan davayı, bu kez boynu bükük bırakmadan yolumuza bakalım!

YeniAkit
7 Mayıs 2016

YORUM YAPIN

Yorumlarınız editörlerimiz tarafından okunup onaylandıktan sonra yayına alınacaktır.

Hiç yorum yapılmamış

YAZARIN DİĞER MAKALELERİ Tümü
BU KATEGORİDEKİ DİĞER MAKALELER
YAZARLAR

Copyright © 2017 Sesli Makale - Tüm Hakları Saklıdır.

Rta Yazılım

;