SİYASET

BiSimit : Kavgaların ortasında Zuntikâm’ın silahı Erdoğan

Tarih
02 Ekim 2015
İzlenme
Kişi
Yazar
Bi Simit

2 Ekim 2015

Yazmak kanımı kaynatmıyor artık. Yazmak bana keyif vermiyor. Sadece canımı acıtıyor yazmak. Öfkemi kabartıyor. Gözlerim yaşarıyor kalem tuttuğumda. Eksik olan bir şeyler olduğunu hissediyorum. Bir yandan da yazmak zorunda olduğumu. Çünkü her taraftan saldırıyorlar. Çünkü her taraftan gedik açıyorlar. Ellerimizde kum, toprak, su niyetine harfler ve cümleler. Birileri bu devletin planlarını ve öngörüsünü yazmalı. Birileri bu milleti belkilerden ve ihtimallerden kurtarmalı. Milletin planları ve olanları bilmesini yıllar boyunca tehlike olarak görenler yüzünden asıldı Menderes. Bu yüzden zehirlendi Özal. Şimdi yine ne olduğunu bilmeyen. Ne olacağını kestiremeyen bir millet ve bütün şer odaklarına karşı savaşan bir lider. Bu millet bu liderin arkasında dursun evet. Ama ne olur birileri bu millete neler olup bittiğini de anlatsın.

Küçükken okula gittiğimde, medreseye giden abimin yol parası olmadığı için haftada bir defa gelmek yerine ayda bir defa da olsa eve gelişlerini özledim. Her geldiğinde getirdiği ezgi kasetlerini.  Babam’ın 28 Şubat gecesi sobada yaktığı arapça kitapları ve kürtçe beyit kasetlerini özledim. Medresede diz çöktüğümde küçük olduğum için anlamadığım halde ezberlediğim nasara-yensuruları, darabe zeydun amran örneklerini, Şule Yüksel’in Huzur Sokağı kitabında Bilal’in dünyevi aşkına kavuşamayışı oldu beni sevindiren. Grup Maveranın “Adınla büyü bebeğim, adın şehadet” dediği her saniyeyi, her saliseyi zerre zerre oksijen gibi içime çekerek Çeçen dağlarında Şamil Basayev’i, Mashadov’u, Salman Raduyev’i düşündüğüm günleri özledim. Yavuz Bahadıroğlu’nun kitaplarını. Temürmelik’i özledim. Harzemşah Celaleddini. Sunguroğlu’nu.  Çağrı filmini izlerken Hz. Hamza birkaç adım attıktan sonra düştüğünde ağlamayı. “Hz. Vahşi’ye kin besleme sakın, o da bir sahabe” diyerek duygularımı dengelemeye çalışan Babamın uyarısını. Erbakan’ın kendine özgü zafer işaretini yaparken kalbime anlam veremediğim o sıcaklığın düştüğü günleri.

Belki de Endülüs’e veda etmemeliydi Yavuz Bahadıroğlu. O kitabı yazması için ona gerekçe veren tarihi olaylar hiç olmamalıydı. Müslümanların fethi unutup tembelliği, zevk-ü sefayı, şehveti ve keyfiyeti el üstünde tuttuğu andan itibaren ellerinden kayıp giden Endülüs’ü anlatan o kitabı yazdırmamalıydı Endülüs’ün sultanları. Ama şehadetin tadını çoktan unutmuşlardı. Tarık Bin Ziyad’ın gemileri neden yaktırdığını unutmuşlardı. Çünkü ellerinde hikâyeleri kalmamıştı. Kahramanları kalmamıştı. Tükenmişlerdi. Tıpkı elimizden Mevdudi’nin, Malcolm X’in, Seyyid Kutup’un, Ömer Muhtar’ın, Aliya’nın, Hasan El Benna’nın, İkbal’in, Hattab’ın, Dudayev’in gidişi gibi.  Elimizde hiçbir şey bırakmamıştı modernizm. Çok güzel anlatıyordu Aliya İzzetbegoviç çağı kaybetmiş Müslümanları. “En kötü birleşim: Boş bir ruh ve dolu bir mide!” diyordu Aliya. Evet, birçok konuda rebeze çölünün kırık kanadı Ebuzer el-Gıfari’ye (r.a.)  katılmak zorunda kalsam da bir konuda ona hak veremedim.  "Evinde yiyecek ekmeği olmadığı halde kınından ayrılmış bir kılıç gibi isyan etmeyene şaşarım" diyen Ebuzer’e bu konuda hak veremiyordum. Bizler karnımız açken çok daha Müslüman olduğumuzu biliyorum çünkü. Güçsüzken aslında çok daha güçlü olduğumuzu biliyorum. Elimizden başörtümüz alındığında mesela, elimizden ezan alındığında, elimizden kutsallarımız alındığında bizler bugün olduğundan çok daha erkektik, bunu biliyorum.

Ortalık yine çok karışık. Cizre’yi filan yazmayacağım. Diyarbakır’ı da. Hakkâri ya da Dağlıca’yı da. Buralar bizim. Bizim olana yoğunlaşmak, bizim olupta elimizden almak istedikleri başka yerleri ihmal etmemize neden oluyor. Bizler Halep’i konuşurken, Musul’u ve Kerkük’ü konuşurken Türkiye’nin medyası bütün dikkatleri Cizre’ye çekiyor. Bizim cenahın medyası da maalesef öyle. Salak diyorum kusura bakmasınlar. Salaksınız oğlum işte. Hepiniz salaksınız. Erdoğan’a yardım mı etmek istiyorsunuz? Doğan medyası gibi siz de saldırın en azından ki hangi tarafta olduğunuz netleşsin. Bu milletin size harcadığı paraya yazık ulan. Bütün dünyanın peşinde olduğu Cumhurbaşkanı Erdoğan daha geçen gün yine bizim cenahtan bir kanalda canlı yayına çıkıyor. Sunucu’nun sorduğu soruyu aktarıyorum aynen : “Cumhurbaşkanım şu anda Reisçilik ve Hocacılık diye kavramlar var. Ne düşünüyorsunuz?”

Şimdi diyorum ya. Bütün dünyanın peşinde olduğu Erdoğan tutup Ümmete faydası olsun diye senin kanalında, senin programında canlı yayına çıkıyor ve sen tutup Erdoğan’a bu soruyu soruyorsun. Milllet Halep’i sormanı bekliyor, Suriye’deki mücahitleri sormanı bekliyor, İran açık bir şekilde generallerini Esed ve PKK komutanlarına destek olsun diye gönderip fotoğrafları medyaya servis ederken Türkiye neden generallerini Suriye’de Ahraru Şam ya da Peşmerge’nin yanına göndermiyor? Türkiye neden generallerini Çeçen mücahitlerin yanına gönderip fotoğraflar servis etmiyor. Millet sunucudan kana kan, dişe diş sorular beklerken bizim geri zekâlı sunucu tutup Hocacı mı yoksa Reisci mi diye bir soru ile Erdoğan’ı dumura uğratıyor.

Kardeşlerim ben mi abartıyorum? Ya ben bu dünyadan değilim ya da bizim en kaliteli gazeteci diye ekrana koyduklarımız aslında bir ahmaktan ibaret.

Dikkatinizi Cizre’ye, Dağlıca’ya vermeyin. Hepsi birer yem. Gözünüzü dışarıya dikin. Gözünüzü Suriye’den, Yemen’den, Mısır’dan ayırmayın.

Sizlere yazacağım ve sizinle paylaşacağım çok şey varken üç-dört ayda bir yazı yazmamın sebebi de bütün bunları biliyor olmanın verdiği ızdırap değil mi?  Hadi kabul edin artık. Biz en zayıf olduğumuz günlerde kazandık. En güçlü olduğumuz dönemde kaybettik. Bu tıpkı Osmanlı Devleti’nin gerileme dönemine benziyor. Cennet mekân Kanuni Sultan Süleyman için Osmanlı Devleti’nin en yüce Sultanı derler. Osmanlı Devletinin en başarılı, ufukları en çok arşınlamış komutanı. Oysa benim için Cennetmekân Kanuni Sultan Süleyman Osmanlı Devleti duraklama devrinin ilk padişahıdır. Çünkü tarihi tersten okuduğunuz zaman en son planlı ve düzenli fetihler onun zamanında gerçekleşmişse de Osmanlı Devletinin çöküşünü hızlandıran ilk Viyana kuşatması da bu Padişah zamanında başarısızlığa uğramıştı. Onu suçlamıyorum. Sadece tarih kalbimden geçen verileri doğrular nitelikte. Osmanlı Devleti’nin en güçlü olduğu, en zengin olduğu, halk arasında hiç aç olmadığı, herkesin refah yaşadığı, vergilerin fazla geldiği, bunun üzerine bazı ülkelerden Osmanlı Devletinin vergi almamaya başladığı (kapitülasyonlar) bir dönemden bahsediyorum. Acı ve sıkıntı olmayınca zaferlerin sona erdiği tezini en çok Kanuni Sultan Süleyman devri doğruluyor. Yanlış anlaşılmasın. Cennetmekân bir Sultanı yermek benim haddime değil. Sadece tarihi tespitler üzerinden değerlendiriyorum ve bu değerlendirmeyi de en güzel Kanuni üzerinden anlatabileceğimi düşündüm. Bu yüzden bana göre Osmanlı Devleti’nin en zayıf Sultanı Kanuni’ydi. Çünkü karnı toktu. Çünkü zengindi. Çünkü kudretliydi. Çünkü psikolojik sınırlara ulaşmıştı. Çünkü artık herkesin gözünde yenilmezdi. Peki, yenilmez olanı yenersen ne olur? Yani birine yenilmez dedikten sonra, o kişi 1.Viyana kuşatmasında olduğu gibi başarısız olursa ne olur? Önce psikolojik olarak kalplerde daha sonra da somut olarak sahada galip olursun. İşte Avrupa Kanuni’ye bu kötülüğü yaptı. Onu yenilmez olarak nitelendirdi. Ona bütün yüce sıfatları yakıştırdı. Onu Osmanlı Devleti’nin kudreti ile eş tuttu. Ve daha sonra Viyana kapılarında onu durdurdu. Ve kendi halkına “İşte yenilmez olanı, durdurulamaz olanı durdurduk, şimdi yok etme zamanı” diyerek Osmanlı’ya karşı bir eylem başlattı.

Biz tok günlerin adamı değiliz dostlar. Steve Jobs’ın bir üniversitenin mezuniyet balosunda yaptığı konuşmanın milyonlarca defa youtube’da tıklanıyor olmasının sebebi o adamın yüzde yüz haklı olması değil mi? “Aç kal, budala kal” diyordu Steve Jobs. Çünkü sen aç kaldığın müddetçe gözlerin, ellerin, kalbin ve beynin yeni arayışlara yönelecek. Tok olduğun müddetçe, yani derdin ve tasan olmadığı müddetçe dünya hayatı senin için bir eğlence merkezinden ibaret olacak. Bilmiyorum yeterli mi bu kadar örnek. Fark ettiyseniz tek bir şey anlatmaya çalıştım ey Ümmet. Tek bir soru sormaya çalıştım. DERDİN VAR MI? HEDEFİN VAR MI? AMACIN VAR MI?

Hadi modernizmin rüzgârında savrulan kardeşlerime onların anlayacağı tarzda, cafcaflı bir iş başvurusu stilinde sorayım bu soruyu. 10 yıl sonra ÜMMETİ nerede görüyorsunuz? Ya da 100 yıl sonra?

Neyse konuya gireyim artık. Evet, daha başlamadım. Ne yapayım. Ben de içimi dökmeden yazamıyorum işte. Sizi kardeşim gibi gördüğüm için aklıma ne gelirse sıraya koymadan diziyorum. Eski yazılarımı okuyan kardeşlerim bu yazdıklarımı çok rahat anlayacaklardır. Bu yazdıklarımı bütünleştiremeyen dostlarımdan ricam da eski yazılarımı mutlaka okumalarıdır.

Bağlantı kurmayı seviyorum. Resimlere bakmayı, denklemleri birbirine bağlamayı. Ortada televizyon varsa kumandayı aramak aptallık değil. Ortada bilgisayar varsa gözün hemen Mouse’u da arıyor ister istemez. Gelelim meseleler zincirine. Kâbe’de bir kaza oluyor. Kazanın sebebi komik bir ihmal. Müsebbibi ise Bin Ladin Şirketler Grubu. Bin Ladin şirketler grubu Suudi Arabistan kurulduğu günden itibaren (kuruluşundan sonra yaklaşık 15 yıl içerisinde) Bin Ladin ailesinin kurduğu bir holding yapılanması. Suudi Arabistan ile beraber küçülüp, Suudi Arabistan ile beraber büyüyen bir şirket. O kadar ironik ki Suud’da bir kral düşse, ya da kral değişse zaman zaman bu şirkette de kayıplar ve yönetimsel değişiklikler oluyor. Yani Suudi’yi yöneten eller, Bin Ladin şirketler grubunu da yönetiyor. Bu şirket isimlerini unutmayın.

Hac esnasında kaza oluyor. Sebebi yine komik. İki çapraz sokaktan gelen hacıların kontrolsüz bir şekilde ortada buluşması ile birbirini ezmesi ve yaklaşık 500 şehit. Sokak dediysek sanmayın gerçek sokak. Sokak dedikleri tel örgüler ya da bariyerlerle suni bir şekilde yapılmış geçiş yolları. Yani iki çapraz geçiş yolu kasıtlı bir şekilde yapılıyor ki gelenler birbiri ile çarpışsın. Bunu yapan da G4S güvenlik şirketi. Patronu ise daha önce British Gas PLC şirketinin de kurucularından Güney Afrika Asıllı Ashley Martin Almanza isimli şahıs. Kendisi aslen finansçı. Londra eğitimli. İngiliz güdümlü. Güney Afrikalı dediysem siyahi biri sanmayın. Bir eroin kadar beyaz. Evet şeker ya da un gibi kutsal nimetlere benzetmek istemedim kendisini. BİR EROİN KADAR BEYAZ.  Tekrar ediyorum; bu bahsettiğim şirketleri ve isimleri sakın unutmayın. Az sonra hepsi lazım olacak.

Bu iki olay daha sıcaklığını korurken Amerika’da yaşayan 29 yaşındaki Prens Macid Abdülaziz el-Suudi Beverly Hills’teki milyon dolarlık malikânesinde bir kadın çalışanı taciz ettiği iddiasıyla tutuklanıyor. Yanlış anlamayın. Prensi savunmuyorum. Hepsi bu dünyada yaşadığı lüksün cezasını ahirette ödeyecek. Bu konulara girip dikkatinizi dağıtmak istemiyorum. Daha sonra Prens Üç Yüz Bin dolar kefaretle serbest bırakılıyor. Tabi sözde. Arka planda ABD devleti Suudi’den ne aldı bilmiyoruz. Bildiğimiz tek şey bu Prens’in şu anki Kral Selman’a yakın biri olduğu. Aslında olay bu bile değil. İşin içinde 3 tane temizlikçi kadın var. 3’ü de aynı anda şikâyetçi oluyor. Yani Prens 3’üne aynı anda taciz etmiş olamaz. 3’ü de bir yerlerden direktif alıyor ancak zamanlama hatası yapıyorlar. Yani aynı anda saldırdığını iddia ediyorlar. Bu olayı da ellerine gözlerine bulaştırıyorlar.

Yine ne hikmetse aynı bölgede; yani Beverly Hills’de Katarlı bir prens aşırı hızdan dolayı polis tarafından tutuklanıyor. Prens Hamid bin Hamad ailesinden. Bu olaylar hep aynı haftada oluyor. Yine aleyhte suçlamalar ve işlemler gerçekleştiriliyor.

Bir iki gün sonra İran medyasından haberler yayılıyor. Kabe’de şehit olan hacıların sayısının 5000 olduğu; ancak Suudi’n bunu sakladığı iddia ediliyor. İran medyası ortaya öyle bir yem atıyor ki bizim Türkiye’deki medya bile bu habere balıklama atlayıp İran’ın reklamını yapıyor. Türkiye’deki medya dediysem yanlış anlamayın. Doğan ya da Paralel medyası değil ha ! Hani bize ait olduğunu sandığımız, Müslümanlara çalıştığını sandığımız beş para etmez, canlı yayında başörtülü birinin kıçını göstererek, bir erkek sunucunun eli ile yine bu bayanın beline masaj yaptırarak bunu yayınlayan rezil bir televizyon kanalının haber sitesinden bahsediyorum. Anladınız siz o yeteneksiz, kabiliyetsiz ahmakları. İşte stratejik hamlelerden habersiz, kopyala-yapıştır haberlerle hayatını idame ettiren bu tür yayın organları tutup İran medyasının borazanlığını yapıyor. Bilerek mi? Tabi ki hayır. Bunların bunu bilerek yapacak kadar bile zeki olmadığı aşikâr. Neyse devam edelim.

Olaylar zinciri devam ediyor. İngiliz The Guardian gazetesinde bir röportaj yayınlanıyor. Güya Suud ailesinden bir başka Prens The Guardian kâfirine demeç veriyor. Kral Selman’ın ülkeyi iyi yönetemediğini ve bu yüzden Suudi’n geleceğinin karanlık olduğunu söylüyor. Bununla da yetinmeyip Suud ailesinin bütün büyüklerine mektup yazdığını ve Selman’ı azletmeleri gerektiğini ifade ediyor. Ne hikmetse bu Prensler, bu röportajlar, bu demeçler hep The Guardian’ı buluyor. Eeee, adamlar adil ne de olsa, güvenilir ne de olsa. Hem Arabistan yarımadasını Osmanlı’dan alıp onlara teslim eden de İngiliz The Guardian’ı kuranların ataları değil miydi?

Bu kadar mı? Değil tabi. Bütün bu olaylardan sonra finans baronları yaygarayı koparıyor. Suudi Arabistan'ın petrol fiyatlarındaki düşüş ve Yemen'deki operasyonları bahane ederek uluslararası piyasalardan 70 milyar dolarını geri çektiğini salya sümük haber yaptılar. Bu haberi de Kral Selman’ın fotoğrafı ile yaptılar. Evet, burada YEMEN bahanesini sakın es geçmeyin.

Şimdi fotoğrafları birleştiriyorum. Fırtına burada kopuyor. Beverly Hills’deki otellerin de, Kabe’nin güvenliğinden sorumlu GS4 şirketinin de ve en önemlisi bu çok dikkat edin İran’ın dini lideri Ayetullah Hamaney’in 100 milyar dolardan fazla servetini de, durun daha bitmedi, Türkiye’de 17 Aralık darbesini gerçekleştirip İran’daki gibi devrim yapmak isteyen ancak beceremeyen Fethullah Gülen’in şirketlerinin kazançlarını da yöneten Blackrock ve Legal and General finans şirketleri. Eee? Yetmediyse bir bomba daha patlatalım. Suudi Arabistanın piyasadan çektiği 70 milyar dolarlık fonun da aynı zamanda yöneticisi olan Blackrock ve Legal and General şirketlerinden bahsediyorum. Şimdi oturuyor mu taşlar yerine? Biliyorum çoğunuz bu makaleyi dinleyecek; ancak aradaki bağıntıları iyi kurmanız için makaleyi ayrıca okumanızı da tavsiye ediyorum.

Dostlar bu kâfirler o kadar koldan saldırıyorlar ki.

Şimdi çok gerilere gidelim. “Ses Kayıtları Gerçek Ama” başlıklı bir yazı yazmıştım. 2014 yılında. Arap şeyhlerin paralarını Avrupa ve Amerika’dan çekerek Türkiye’ye yatırdığını ve Erdoğan önderliğinde yeni bir dünya düzenine hazırlanmak istediklerini söylemiştim. Erdoğan’ın Türkiye’de son bir kale oluşturmaya çalıştığını ve bunun farkında olanlarla Türkiye’yi güçlendirerek Ümmetin bütün Dünya’ya buradan meydan okuyacağını söylemiştim. İşte Kral Selman başa geçtiği günden beri Avrupa ve Amerika’dan sistemli bir şekilde parasını çekerek Türkiye’ye aktarıyor. Dolar 3 TL’yi görmüş de TÜSİAD ve diğer şer odakları şikâyetçi oluyormuş. Ulan hedefleri sadece 2014 yılının başında 5 TL’yi görmesiydi. Yani 2 ay içerisinde dolar üzerinden Türkiye’yi yıkmak isteyenler 2 yıl sonra bile Dolar’ın 3 TL’de kalmasına kuduruyor. Bunun sebebi Türkiye’nin doğru ekonomi politikaları diyerek kimseyi kandırmak istemiyorum. Senin ekonomik politikan ne kadar doğru olursa olsun kilon belli, ağırlığın belli. Her şey bilimsel. Ekonomide mucize denen bir şey yoktur. Hele hele SSCB’nin dağılmasından sonra kurulan yeni finans sistemi hiçbir şansa veya ihtimale dayalı bir model değil. Ne zaman nerden ne kazanacağını çok iyi bilenlerin satranç tahtasının her iki tarafında olduğu bir oyun bu. Yani hiçbir zaman kaybetmedikleri bir oyun. İşte bu oyunun tek kuralı yıkılmamak için daha güçlü olmak. Ya da rahmetli Erbakan’ın yapmaya çalıştığı gibi kendi sistemini kurmak.

Yazdıklarım çok karışık değil. Sadece konudan konuya atlıyorum. Atlamak zorundayım. Türkiye’yi sarmaladıkları ağ bir yönden saldırmıyor. Her yönden saldırıyor. Bu yüzden her tarafta bir gedik açıyorlar. Bu yüzden her tarafa bir cümle yetiştirmek, her taraftan bir örnek vermek, her açıdan fotoğrafı size göstermek zorundayım. 

Artık şunu aklınızdan çıkarmayın. Türkiye IMF’ye borcunu ödediği gün Batı’nın müttefiki olmaktan da çıktı. Ortadoğu’da Batı’nın gözbebeği saman altından su yürüten ve o güne dek Batı’nın Ortadoğu’daki eli ve ayağı olan; ancak bunu aşikâr bir şekilde yapmaktan çok İsrail’i her dakika tehdit etme kisvesi altında saklayarak yapan İran’a bütün haritalar teslim edildi. Buna Mekke ve Medine’de dâhil. Bunun farkında olan Kral Selman Yemen politikası ile İran’ı oyalamaya çalışırken Ortadoğu’da Türkiye’nin daha rahat oynayabilmesi için de maddi yardım yapmaya devam ediyor.

İsrail de bu günlerde boşu boşuna Mescidi Aksaya yüklenmiyor. Hatırlıyor musunuz bilmiyorum Erdoğan konu ile ilgili şu açıklamayı yapmıştı: “İsrail bence ateşle oynuyor, yanlış adım atıyor. Bugüne kadar Mescidi Aksa ile ilgili attığı adım, yani bir taraftan zaman, bir taraftan mekân itibarıyla bir bölme harekâtını gerçekleştirmektir ama ne onu, ne onu Allah'ın izniyle gerçekleştiremeyecek. Çünkü buradaki atılan adım karşısında, tabii başta ülkemiz olmak üzere, biz tüm İslam Dünyası olarak bir defa bir dayanışma içerisindeyiz. Bununla ilgili bazı çalışmalar var”

İşte Erdoğan’ın bu açıklamasının altında aslında çok farklı mesajlar vardı. Erdoğan İslam İşbirliği Teşkilatı içinde Katar, Suud, Bahreyn gibi ülkelerle aslında Yemen ve Suriye merkezli Ortadoğu karışıklıklarına karşı kendilerinin de bir planı olduğunu ima ediyor ve İsrail üzerinden Batı’yı uyarıyordu.

Sadede gel Bisimit diyorsunuz. Geleyim. Suud’un Yemen politikası ve her fırsatta çelme çaktıkları Türkiye’ye yaptığı yardımı kesmesi için Batı son uyarılarını yapıyor. Yemen’in bileti kesildi ve İran’a teslim edildi. Düşünsenize İran artık Suudi Arabistan’a komşu oldu. Bu İran’ın Mekke ve Medine’yi istilası için atılan ilk adımdı.

Kral Selman’ın kendi ülkesindeki istihbarat teşkilatını baştan sona yenilemesi, bütün parasını Batı’dan çekmeye temayül etmesi, Erdoğan’ın İsrail’e karşı mesajları ve daha neler neler.

Daha neler neler Bisimit?

Volkswagen dırdırı var ya hani bu aralar. Batı kendi kendini yiyip bitirir mi diye bir soru geldi mi hiç aklınıza? Volkswagen batağı aslında Katar’a atılan bir çelmeydi. Volkswagen’deki en büyük yatırımcılardan biri Katar’dır. Katar Volkswagen üzerinden öyle bir tehdit yedi ki sadece 2 hafta içerisinde Katar’a ait Volkswagen’deki hisseler 5 milyar dolar kaybetti ve kaybetmeye de devam edecek. Peki, birileri 5 milyar dolar kaybederken, birilerinin de kazanması lazım değil mi? Kazananları söylememe gerek var mı?

Çok şeyler dönüyor. Allah rızası için yalvarıyorum size. Volkswagen battı diye sevinenler var, onlara da gülüyorum. Almanya’nın kim olduğunu bilmeyenlerin yaptığı bir yorumdur bu. Almanya dünyada kurulu bu sistemin ana taşıyıcılarından. Bu sistem kendi ayağına sıkar mı sanıyorsunuz? Bu projede yine en büyük kaybı Ortadoğu’da ABD ve İngiltere önderliğindeki Batı hegemonyasına kafa tutan Erdoğan’a destek veren Suudi ve Katar yedi. Olay sadece Volkswagen değil çünkü yine Arapların sermayelerinin olduğu Audi, Porsche, Skoda gibi birçok marka ve model.

Tekrar Suriye’ye geçiyorum. Suriye’de devletimizin çabalarını özellikle son birkaç ay içerisinde ağlayarak izledim. Hiçbir gücü olmayan, Dünya’da son 100 senedir ismi bile olmayan bir devlet tutup oyun kuranlara çatıyor, muhalifleri örgütlüyor, İngiltere, İran ve İsrail’in planlarını bozuyor. Ben neden Şam’da Cuma kılmadık diyen hainlerin, geri zekâlıların aksine şu anda Suriye’deki Cihat’ın hala devam ediyor olmasına şükrediyorum. Buna vesile olan da hiç şüphesiz yine Erdoğan’dır. Hem de kendini Müslüman olarak lanse eden İran’ın bütün kahpeliğine rağmen. Erdoğan’ın Esedli veya Esedsiz geçiş süreci açıklaması Erdoğan’ın daha önce hem Rusya hem de ABD üzerinden oynadığı oyunun son sahnesiydi aslında. Rusya ve Amerika İran üzerinde anlaşarak Türkiye’yi saf dışı bıraktılar. Bu Erdoğan’ın olmasa da benim beklediğim bir hamleydi. Çünkü bizim kâfirlerle ittifak yapmamız Ümmete yapacağımız abiliği lekeleyecekti. Hz. Allah plan yapanlara karşı Türkiye’yi tertemiz bir şekilde hazırlıyorken bizim bu tür açıklamaların arka planında art-niyet aramak yerine strateji geliştirmemiz gerektiği aşikâr. Erdoğan’ın son açıklama ile beraber Suriye’de muhaliflere desteği arttıracağı ve Halep’e kadar sınırları genişleteceğine artık kesin gözü ile bakıyorum. Karşımıza çok badire çıkacak. Belki çok canımız yanacak ama kâfirlerin planlarını Allah’ın izni ile yine bozacağız.  Bu planları bozarken kafama takılan en büyük engel milletimizin şehitleri gördükçe salya sümük olup “terör bitsin” bahanesi ile devlet üzerinde baskı kurup aslında terörün değil, savaşın bitmesini istiyor olmaları. Ahmaklar sürüsü. Savaş Habil ile Kabil’den beri var ve kıyamete kadar da var olacak. Hz. Allah’ın peygamberi Hz. Musa’yı ve ümmetini savaş ile sınadığını unutan ahmaklar; savaş yapmayan ülkeler yok olmaya mahkûmdur. Savaşmayan ülkeler köpekleşmeye, köleleşmeye mahkûmdur. Savaşmayan ülkeler Mısır olmaya, Suriye olmaya, Irak olmaya mahkûmdur. Bu ülke Halep’i, Musul’u, Kerkük’ü alana dek savaşmayacak. Bu ülke bu dünyaya adalet gelene kadar savaşacak. Bunu siz kabul etmezseniz bu kutsal vazife Türklerden alınır bir başka millete verilir. Emanet emniyet ehline verilir. Eğer emin olunanlardan olmazsak ve bu emanet bizden alınırsa artık bu ülke ayağa kalkamaz. Artık bu ülke bir daha iflah olmaz.

İran her gün Suriye’de onlarca askerini kaybederken, Lübnan’da ve Irak’ta onlarca askerini kaybederken, Yemen’de onlarca askerini kaybederken ki belki de her gün en az 100 askeri İran sınırları dışında hayatını kaybederken sizin hem Türkiye’nin büyümesini hem de şehitlerin olmamasını istemeniz ahmaklık değil mi?

Sözüm okurlarıma değil, sözüm şehitleri bahane eden ya da gerçekten davayı anlamamış, sindirememiş kalpleredir.

Devletimiz ne yapıyor biliyor musunuz? Suriye ve Irak’ın kuzeyini tekrar topraklarımıza katmak için Türk halkından umudunu kesti. Şu anda Hatay’da muhacirler ordusu kuruluyor. Yani Suriye’den gelen, Kuzey Afrika’dan gelen Arap, Kürt ve Magripli kardeşlerimizden müteşekkil bir muhacir ordusu. Yani bu fetihler olduğu zaman bu ümmetin lideri Erdoğan’la gurur duyabilirsiniz ama Türkiye ile asla. Bunu henüz hak etmiyoruz. Biz her gün 100 şehit sadece ülke sınırları dışında verdiğimiz zaman belki Erdoğan ya da Davutoğlu’na hesap sorma hakkımızı kendimizde bulacağız. Ama bugün sınırlar dâhilinde 10 şehide tahammülü olmayanlarla bu gemi yürümez. Bunu aramızdaki hainler çok iyi biliyor ve bu zaafımız üzerinden ellerini ovuşturuyorlar. Uyanın, şehitlerinizle gurur duyun. Şehit olduğu günlerin değil, şehit olmayan günlerin hesabını sorun bu devletten. Çünkü iyi bilin ki şehit olmayan bir günümüz boş geçmiş bir gündür. Devletin uyuduğu gündür o gün. Erdoğan’ın ve Davutoğlu’nun hesap vermesi gereken gündür şehit vermediğimiz gün.

Hep İran, hep İran değil mi?

İran veya Şiiler kimdir sorusunu soruyor birçoğunuz. Şiiler Hz. Hüseyin'i Küfe ‘ye davet edip ona sahip çıkmayan daha sonra da Hz. Hüseyin şehit edildikten sonra Hz. Hüseyin için ağıt yakan ve ihanetini unutturmaya çalışanlardır. Bugün Hz. Hüseyin'i sahiplenenler aslında tarihte ona ihanet edenlerdir.

Tıpkı Yasin Boru’yu şehit ettikten sonra suçu Devlet'e atanlar gibi. Tıpkı Cizre’de küçük çocukların buzdolabına koyup daha sonra Devlet katletti diyenler gibi. Tıpkı 13 yaşındaki kızları zorla evlerinden alarak dağa kaldırıp hem tecavüz eden, hem de suçlusu Devlettir diyenler gibi. Tıpkı Irak’ta 3 milyon Müslümanı öldürüp buna rağmen terör algısını Müslümanlar üzerine oynayanlar gibi. Tıpkı Filistinlilerin ülkelerini işgal edip daha sonra Hitlerin sahte soykırımı üzerinden bütün dünyaya timsah gözyaşı dökenler gibi.

İşte size Şiiler kimdir sorusunun cevabı.

Dikkat ederseniz Hz. Hüseyin, Hz. Zeynep, Hz. Zehra, Hz. Fatıma, Hz. Ali’ye mersiyeleri hep Şiiler yazar. Dualarda dövünürler. Kendilerini keserler. Sanmayın ki bu aşklarındandır. Bu aslında bir pişmanlıktır. Bu Hüseyni tek başına Kerbela’da zalimlere yem etmenin verdiği pişmanlıktır. Bu günahı ataları 1450 yıl önce işlemiştir ama öyle bir lanettir ki, öyle bir kancıklıktır ki, öyle bir pişmanlıktır ki bu nesilden nesle sirayet etmiştir ve kıyamete kadar da edecektir.

Onlar TEK MİLLETTİR. PKK gibi, YPG gibi, İran gibi, ABD gibi, İngiltere gibi, İsrail gibi, Çin gibi, Rusya gibi. Ve benim merak ettiğim soru. Bunlar bu kadar çirkef, namussuz olmalarına rağmen onlarca askerini batıl olan davaları uğruna feda ederken, bizim suskun kalmamız ve iki üç şehit verdiğimizde kadınlar gibi ağlıyor olmamız ne demek oluyor? Onların davası daha mı ikna edici? Böyle düşünen varsa buyursun o dava için savaşsın o zaman?

Dostlar bu sorular, bu kızgınlıklar size değil. Bu soruların adresi bellidir. Onlar kendilerini çok iyi biliyorlar. Kâfirlerin yaptığı planların geri tepmesini istiyorsak devletimize güvenmenin dışında elimizi farklı şekillerde taşın altına koymamız lazım. Görüyorsunuz ya adamlar en küçük kıvılcımdan yangın çıkarmayı beceriyor. Her türlü saldırıyorlar. Yahu Volkswagen üzerinden Türkiye’yi destekleyen Arapları zarar ettirmek ne demek? Bu kadar köpekler işte. Hiçbir şeyi es geçmiyorlar. Bütün sinsilikleri deniyor ve deneyecekler. Bunlar daha başlangıç. Çok şeyler olacak. Sakın ola tembellik etmeyin. Devletinizin planlara karşı plan yapması için önümüzdeki seçimlerde tek başına iktidar olması şart. AK parti teşkilatlarına kaldıysak 1 Kasım seçimlerini kaybettik demektir. Sakın teşkilatlardan bir şey beklemeyin. Rahmetli Erbakan’ın yaptığı gibi gerekirse siz kapı kapı dolaşın. Allah’a yemin ediyorum ki Ak Parti de bu büyük sistemin denkleminde sıkışmış bir partiden ibaret. Ak parti umurumda bile değil. Ama bu ümmetin salahiyeti için Erdoğan’ın ve Davutoğlu’nun başımızda olması şart. Yoksa Türkiye değil, ümmet kaybedecek. Tek düşündüğüm Suriye’deki, Irak’taki, Doğu Türkistan’daki, Kuzey Afrika’daki, Mısır’daki, Myanmar’daki, Keşmir’deki, Afganistan ve Filistin’deki Müslümanlar.

Yazımın en başında özlediklerimden bahsettim. Evet, o ruhu özledim. Filistin, Afganistan, Çeçenistan’da savaşan, her an patlamaya hazır bomba olan Müslümanları özledim. Ne olduysa bir gün Harun Yahya diye biri çıktı ve “Bu dünyada bütün sistemi Siyonizm yönetiyor. Boşuna uğraşmayın. Büyük bir akıl var ve siz o akla asla galip gelemezsiniz. O aklı sadece mehdi yenebilir.” diyerek mücadele etmek isteyen Müslümanları da tembelliğe sevk etti. Artık çekirdek çitileterek mehdi bekler olduk. Bir yandan zulüm bitsin derken, diğer yandan şehitler olmasın der olduk. Aramızdan birisi dünyaya meydan okurken, biz elimizin tersi ile onu kenara itip “Mehdi’yi bekle” der olduk.

Mehdi de aramızda, Şeytan da. Deccal da aramızda, İsa da. Artık uyanın bre sahip çıkın bu devlete. Kıçını koltuğa dayayıp Halep’i hayal edenlere sesleniyorum. Sizi İstanbul’da bile yaşatmayacaklar.

Son sözüm, son çağrım; intikam istemiyor musunuz ey Müslümanlar? Allah’ın zuntikam olduğunu unuttunuz mu ey Müslümanlar?

Ve en önemli soru; Allah intikam alırken sizleri silah olarak kullansın istemiyor musunuz?

Ve sahibimiz son noktayı Âli İmran’da koyuyor : “De ki ey kâfirler yenileceksiniz ve cehenneme sürüleceksiniz”

Haberseyret.com

YORUM YAPIN

Yorumlarınız editörlerimiz tarafından okunup onaylandıktan sonra yayına alınacaktır.

YORUMLAR

  • KÜRESEL RİZELİ

    20 Ekim 2015 01:03
    18 10
    SELAMUN ALEYKUM BİSİMİT ÖNCELİKLE SANA ÇOK TEŞEKKÜR EDİYORUM. DEVRİN İMAN KURTARMA OLDUĞU BU DÖNEMDE; ALLAH SENDEN RAZI OLARAK CANINI ALSIN. 1. teşekkürüm. İman'dan islam'dan tevhid'den cihad'dan vb... zerre nasibi olmayan sadece hemşerim olan TAYYİP ERDOĞAN na yalakalık yapan. Seninde dediğin gibi bunu bile beceremeyen soytarıları adam yerine koymaman. 2. teşekkürüm. AK parti den nasiplenip tek derdi daha lüks ev daha lüks araba daha lüks ferace ve pardesü olan ak zengin olan teşkilattan hayır beklememen 3. teşekkürüm. Kan akmadan kafamız kopmadan ve kelle kesmeden ZAFERin gelmeyeceğine inanman Şimdi sana sadece hatırlatma ve tavsiye niteliğinde bazı notlar. çünkü müslüman müslümanın her daim yanında olmalı. ARTIK Melhame-i Kübra başladı. Bunu AHİR ZAMAN HADİSLERİNİ okuyan her müslüman görebilir. Artık hadislerde geçen orduların kurulacağı topraklarda savaşlar bitmez. A- Afganistan da Taliban 50 küsür orduyu ve köpeklerini eze eze geliyor. Horasandaki ordu hazır. Ama çok işi var. buralara gelmesi için aceleye gerek yok B- Yemenden çıkıp kabeyi ve çevresini koruyacak ordu da 20 yıldır hazır. Ancak senin bahsettiğin SUUDlu amcaların kendi keyfinden taviz verip uzun vadeli çıkarları için desteklemesi gerek C- ŞAM topraklarında Hz İsa çıkıp Deccali öldürene dek sürecek CİHAD da 5 yıldır, Acemi birliği eğitimi alıyor. Ayrıca Afrika daki ve Asyada ki kardeşlerde yoğun bir şekide çatışıyor. Senden ricam şu BİSİMİT RECEP TAYYİP ERDOĞAN cihada ve mülümanlara çok faydalı oldu. İnşaallah 1 KASIM dan sonra daha da faydalı olacak. Ancak emin ol. Zafer bu salak imandan islamdan yoksun Türkiye veya Suud orduları ile olamayacak. Zafer sende biliyorsun ki İmanlı ve İslam hakim olsun diye Cihad eden Mücahidler ile olacak. senin tarih bilgin harika zaten bunu biliyorsun. Bu sebeple yazılarında mücahidlere daha fazla değinmen ve Tayyip amcanında mücahidlere ve ailelerine daha fazla yardım etmesini tavsiye etmeni istiyorum. Aksi halde PKK ve ATAPUTçu köpeklerle savaşcak sadece bir AVUÇ MÜSLÜMAN bulacaksın. Bu da ne sana nede bana fayda verecek. O zaman emin ol benide yanıda yanyana savaşırken görebilirsin.
  • mehmet

    05 Ekim 2015 09:59
    22 22
    munzur-lu Mehdi bekleyenler sizin tabiriniz ile Mehdi gelsin bizi kurtarsın diyemi bekliyor ,böyle düşünüyorsanız çok sığ düşünüyorsunuz Mehdi bekleyenler çalışmalarına ara vermeden devam etmektedirler.Asıl aptallık mehdiyi hafife alan veya yok sayanların yaptıgıdır.Hak ve batılın karıştıgı bir zamandayız insanlara batıl, hak olarak gösteriliyor şeytan müslümanlara hak süretinde sagdan yaklaşıyor.Siyasetle politika ile ülkemizde bir yere varılmaz bilakis müslümanları oyalar ve sisteme entegre eder akp örneginde oldugu gibi.Ayrıca RTE ye yazarın züntikam gibi bir isim yüklemesi ne kadar dogrudur,yani diyor ki RTE kutsal bir görev yapıyor ve ALLAH c.c kendisini görevlendirmiştir manasına gelir bu ifade.RTE de sıradan bir insandır kesinlikle ALLAH c.c tarafından verilmiş kutsal bir görevi yoktur hatada yapar yanlışda yapar,RTE yi övmek adına ve sevgide aşırıya kaçmak adına bilmeden ALLAH c.c tasarruf yetkilerine ortak etmek onu ilahlaştırır ve böyle düşünenleri de müşrik yapar.Yine ifade ediyorum hak ve batılın mücadelesinde partiyle filan hakkın galip gelecegini düşünmek büyük aptallıktır ve ALLAH c.c yardımı olan Hazreti Mehdiyi hafife almak veya yok saymak en büyük aptallıktır.Hazreti Mehdinin zuhuru çok yakındır bu sene zuhur edecegini düşünüyorum ALLAHU ALEM,asıl ve gerçek züntikam Hazreti mehdidir.
  • halil ibrahim

    05 Ekim 2015 09:39
    8 8
    mehdiyi bekleyenlere hz mehdi dahi kendisinin oldugunu bilmiyor. 40 alim sen mehdisin diyecek alimleri bulmanız.size tavsiye ALLAH CC dan tevbe 119 suresınde gecen salih kullarlarımla beraber olun ayetinde gecen salihleri aramanız onları bulmanız onlarla manevi ve ilmi olarak ilerlemeniz vakti saati geldiği zaman sizi kendileri ile ona teslim ederler. Mevlana ks buyurdugu gibi her arayan bulamaz ama bulanlar hep arayanlardır.
  • sinan

    04 Ekim 2015 22:52
    13 7
    "erva166" bi simit seyyid kutup örneğini rejime karşı başkaldırırken canından vazgeçmesi olarak vermiştir. yoksa bi simit konulara da ne yazdığına da hakim bir kişi.
  • Munzur-LU

    04 Ekim 2015 22:30
    10 5
    @Mehmet kardeşim. En ufak tabiriyle hiç bir şey yapmadan "Mehdi gelecek o yapsın o kurtasın biz ona tabi oluruz" demek a_p_t_a_l_ı_k_t_r. Sözüm meclisten içerii. Yazıyı ve yazılanları okumadınğın bellik akp umrumda da değil diyor bisimit. Birde dünya gerçekleri demişsinya eminin senin dünyan 46" led hd falandır. Daha çok yazman daha çok paylaşım yapman dileğiyle Saygılar ve selamlar
  • erva166

    04 Ekim 2015 16:05
    5 5
    yazılarını büyük bir zevkle dinliyorduk arkadaşlarımızla.. fakat, seyyid kutup örneğiniz bizleri hayal kırıklığına uğrattı. gerçekten çok üzgünüz. ehli sünned bir medresede talebe olan bizler sizin seyyid kutup hakkında detaylı bir araştıma yapmanızı taleb ediyoruz.. saygılarımızla..
  • mehmet

    04 Ekim 2015 15:32
    23 27
    Bi simit arkadaşım yazını okudum dünya gerçeklerinden uzak olduğunu düşünüyorum,Türkiye ve dünya üzerinde islami mücadeleyi bir kişi üzerine endekslemişsiniz ve mücadele yöntemi olarak da akp yi yani partiyi işaret ediyorsunuz yani demokrasi içerisinde mücadele edilebileciğini ve müslümanların zaferler kazanacagını düşünüyorsunuz ya çok iyi niyetlisiniz yada dünya gerçeklerini bilmiyorsunuz.Hazreti Mehdi konusunu da çok hafife almışsınız,Adnan oktar kendinin mason oldugunu açıklayan bir siyonizm uşagıdır onun mehdilik iddiası bizleri ilğilendirmiyor.Ayrıca gizli ve aşikar olarak insanlıgın baş belası olan siyonizmle işbirliği yapanları ALLAH c.c kahretsin,onların kim oldugunu alemlerin Rabbi olan ALLAH c.c biliyor onlar bizleri kandırabilirler ama ALLAH c.c kandıramazlar. Türkiye de artık politik mücadeleler ile müslümanlar dahil hiç bir kesim adalet mücadelesi veremez ancak milleti kandırıp oyalarlar ve milletin oyları ile saltanat sürerler.Hazreti mehdiden önce Türkiyede islam münafıgı süfyan çıkacaktır ve insanları islamla kandıracaktır,süfyan kendisinin hak mücadelesi verdiğini zannedecek hiç bir zaman süfyan oldugunu bilmeyecektir,çevresindeki münafıklarda sürekli süfyana dogru yolda oldugunu telkin edecekler hiç bir zaman hatalarını söylemeyeceklerdir,bir anlamda süfyanı putlaştıracaklardır.Süfyan ALLAH c.c yasakladıgı bütün işleri yapacaktır,islam düşmanları ile gizli ittifaklar kuracaktır,Hazreti Mehdi çıktıgında ilk karşı gelecek olan süfyan olacaktır.İslam aleminin Türkiyede ve tüm dünyada ve mazlumların dahi kurtuluşu inşaallah Hazreti Mehdi vesilesi ile olacak,zuhur vaktide inşaallah çok yakın hepimiz inşaallah görecegiz.
  • gurbetçi hasan

    04 Ekim 2015 03:26
    34 4
    Bende uzun zamandır yazınızı bekliyordum. Eline ağzına yüreğine sağlık. Bu aralığı kısaltırsanız memnun olurum, değerli BiSimit kardeşim, bugüne kadar bende yayınlanan tüm makalelerinizi büyük bir dikkatle (çoğunu birkaç kez) okudum, düşündüm, değerlendirdim. Büyük resme baktığımızda dünyaya sizinle aynı pencereden baktığımızı gördüm, Allah sizden razı olsun.
  • Yusuf

    03 Ekim 2015 22:20
    26 2
    Eyvallah, kardeşim. Allah basiret, güç ve kuvvet versin hepimize.
  • hacı emin

    03 Ekim 2015 15:08
    25 2
    ALLAH Razı olsunç.unutduğumuz değerleri hatırlattınız.
  • Yargıç

    03 Ekim 2015 13:35
    17 3
    "...Birileri bu devletin planlarını ve öngörüsünü yazmalı..." "...Şu anda Hatay’da muhacirler ordusu kuruluyor..." Gerek bu devletin planları ve öngörüsü, gerekse Hatay'da kurulan bir ordu -eğer doğru ise- devlet sırrı kademesinde saklanan bilgiler olsa gerek. Bunları bilmeniz biraz tuhaf değil mi? Eğer bunları bilebilecek bir makamda iseniz, yazmanız yanlış değil mi? Onun dışında yazdıklarınızın tamamının altına imzamı atarım. Umarım yazılarınızın ulaştığı kitle, bizim en kaliteli diye ekrana koyduğumuz ama aslında birer ahmaktan başka bir şey olmayan gazetecilerin ulaştığı kitleyi geçer. Umarım insanlar boş olanı değil de dolu olanı seçer.
  • Muhtar

    02 Ekim 2015 23:12
    33 3
    Keşke okullarda Ali ata bak öğreteceklerine Ali ümmette bak diye öğretselerdi. Otla, çarla, çöple, kılla, tüğle, onun kıçı onun baş örtüsü derken çok şeyler kaybetmişiz çokk. Yazık vallahi de yazık billahide yazık. Bu Ümmete bu insanlar bu sinerjiye yazık. Ben en başından beri hatayı Müslümanlarda arıyorum. Gavur zaten gavurluğunu yapacak. Ama fatiha okumayı bilmeyen ALLAH yoluna bir vakit durmayan Müslümanlardan bahsediyorum. Elinde kumada ona buna sövüp saymakla bu işler olmuyor. Uyan ey Ümmet Uyan ey Müminler uyan ey Gafiller. Bunca mazlum seni bekliyor. Bisimit kardeşim Allah razı olsun senden. Senden ve senin gibilerden. Daha çok yazmanı ümit ediyorum. Daha çok paylaşım daha çok aydınlatmanı istiyorum bizi. Bu ümmet gaflet uykusuna yatmış ancak bu şekilde farkında ola ola aydınlatabiliriz. Yolun açık olsun / Ümmetin yolunda açık ol/sun.
  • Musa

    02 Ekim 2015 22:38
    31 0
    Uzun zamandır yazınızı bekliyordum. Eline ağzına yüreğine sağlık. Bu aralığı kısaltırsan memnun olurum tabi kaliteyi düşürmeden. Allah razı olsun yar ve yardımcımız olsun
  • ozanozan

    02 Ekim 2015 18:08
    41 0
    Değerli BiSimit kardeşim, Bugüne kadar yayınlanan tüm makalelerinizi büyük bir dikkatle (çoğunu birkaç kez) okudum, düşündüm, değerlendirdim. Büyük resme baktığımızda dünyaya sizinle aynı pencereden baktığımızı gördüm. Ve maşallah kaleminiz çok güçlü. Sizin birçok yazınızda bahsettiğiniz gibi ben de İran'ın birçok koldan yapılan saldırılar içinde en tehlikelisi, en çok dikkat edilmesi gerekeni olduğunu düşünüyorum. Hatta Dersanelerin kapatılması ilk gündeme geldiğinde (cemaat, başbakanı ve bakanlarını İran üzerinden eleştirdiğinde) gördüğümüz gibi, kendilerini kötüleyerek bile planlarını devreye sokuyorlar. Müslüman geçinip, her fırsatta İsrail ve ABD ile ters düşüyormuş gibi görünüp şer odaklarına hizmet ediyor, onlarla ortaklık kuruyorlar. Tıpkı Osmanlı ne vakit bir sefere çıkmaya kalksa, yüzünü batıya dönse, sırtından saldırdığı gibi, bizim de Ümmet adına savaşmadan önce ve savaşırken sürekli arkamızı kollamamız gerektiği kanaatindeyim. Rabbim yardımcımız olsun, düşmanlarımıza fırsat vermesin diye dua ediyoruz. Ancak sizin çok güzel ifade ettiğiniz gibi, sadece oturup dua etmekle olmaz. Erdoğan'ın sürekli söylediği gibi yola devam etmeliyiz, bir dakika durmamalıyız, onların hiç ama hiç durmadığını aklımızdan çıkarmamalıyız, hepimiz üzerimize düşeni yapmalı, bu savaşa destek olmalıyız. Yoksa bu dünyada da, öte tarafta da halimiz harap... Tekrar elinize, kaleminize sağlık, Allah'a emanet olun...
  • celal özeser

    02 Ekim 2015 12:40
    97 12
    slm bi simit ALLAHIN rahmeti mafireti üsztüne ve üzerimize olsun vallahi yazılarına tamamen katılıyorum ben fakir bir kulum dünyada da esnafım pideciyim şimdi sen kitleleri harekete geçirecek dücün var ama benim yok herşeyi amaa şurada sorun var bizi 100 yıl öncemaffettiler dilimizi örfümüzu herşeyimizi deyiştirdiler kıçımızda don yokken şapka geçirdiler biz öyle bir billet oldukki bağımsızlımızın alındı günü kutlar olduk şimdi sen türküyeden savaşçı çıkmıyo diyorsu ya şurda haksızlık yapıyosun erdoğan tamam herşeye ramen bişeyler yapıyo amaa sanki biraz korkuyor mesala neden hale ayasofye camiyeil açılmıyo neden bu atatürk denilen zatın putları toplanmıyor millet daha ne yapsın erdogan için ama erdoğan biraz korkuyor şu yazar bozuntularına dediklerine imzamı atarım kıçlarını koltuklarından kaldırmıyorlar akp teşkilatları keza aynı ben geçen yiğit bulutada söyledim biz erdogana ulaşamayız ama siz belki ulaşırsınız ona deyinki korkmasın dik deyil dimdik dursun korkmadan söylesin yapsın icratını bunları bi öz elaştiri olarak kabul et ben hazırım bazı akp liler gibi hükümetin esnafa kıredi vermesini beklemiyorum dükanımı kapatmaya hazırım şünkü ben hastane köşelerinde ölmek iştemiyorum ALLAH ın zafari muhakaktır
YAZARIN DİĞER MAKALELERİ Tümü
BU KATEGORİDEKİ DİĞER MAKALELER
ÖNE ÇIKANLAR Tümü
YAZARLAR

Copyright © 2017 Sesli Makale - Tüm Hakları Saklıdır.

Rta Yazılım

;