TARİH

Bi Simit : Kılık Kıyafet Kanunu ve Günümüzdeki Eylemler

Tarih
30 Ocak 2015
İzlenme
Kişi
Yazar
Bi Simit

26 Mayıs 2014

Yıl 1905, Taksimde hareketlilik var. Bir taraftan Ermeniler, bir taraftan Museviler, bir taraftan Rumlar İstiklal caddesinin girişini tutmuşlar.

Kalabalık gitgide artıyor. Ama baktığın zaman Ermeni’yi Rum'dan, Rum'u Musevi’den, Musevi’yi Ermeni'den ayırt etmek çok kolay.

Kaldı ki Türkü diğerlerinden ayırt edemeyesin! Yani aralarında bir tane bile Türk yok. İlk bakışta anlayıveriyorsunuz.

Yani o yıllarda birileri eylem için toplandığı zaman tek bakışta hangi milletten veya hangi gruptan olduğu kolaylıkla anlaşılmaktaydı.

Abdülhamid Han'ın zekâsından bahsediyoruz ya sürekli. İşte ona bir örnekte bu gösterilerden. Dinleyin.

Taksimde kalabalık yeteri sayıya ulaştıktan sonra İstiklal caddesinden şu an Galatasaray Üniversitesi olarak bildiğimiz Galatasaray Mektebi Aliye’yi Sultaniye ye doğru yürüyüşe geçiyorlar.

Ellerinde pankartlar. Abdülhamid Hanın tahtı terki için aleyhinde protesto gösterilerinde bulunuyorlar. İstiklal caddesi boydan boya bayraklarla donatılmış.

Cam ve balkonlara çıkan Gayrı Müslimler "ol-ey" çekip protestoculara destek veriyorlar. Yürüyüş gayet güzel gidiyor.

Galatasaray Mektebinin olduğu meydana geliyorlar. Ne olsa iyi? İstanbul'da bahşişini alamayan bütün davulcular toplanmış, ellerinde tokmakları ile davullara vuruyorlar.

Bu davulcular bahşiş istiyorsa ne diye Sultan Ahmet meydanında değiller ki? Bu soruyu kimse sormuyor tabi. Göstericiler ve davulcular birbirine karışıyor.

Davulcuların varlığı göstericileri sevindiriyor aslında. Kalabalık büyüyor. Fotoğraflar çekilip Avrupa'ya yollanacak.

Bütün dünyada Sultan Abdülhamid'e karşı kamuoyu oluşturulacak ve bundan yaklaşık 5 yıl sonra 31 Mart vakası yaşanacaktı.

Birden kalabalıkta bir kargaşa yaşandı. Bir eylemci ile bir davulcu tartışmaya başlamıştı. Tartışma devam ederken aniden davulcunun tokmağı eylemcinin kafasında kırılıverdi.

Eylemcinin kafatası çatlamış, kanlar içinde yerde kalmıştı. Buna diğer eylemciler tepki gösterirken, diğer davulcular da kendi arkadaşını yalnız bırakmadılar.

Sözlü tartışma, itiş, kalkış derken eylemciler ve davulcular birbirlerine girdiler. Davul tokmakları eylemcilerin kafasında kırılıyor.

Eylemciler sağa sola kaçışıyor. Davulcular da onları kovalıyordu. On dakika içerisinde meydanda ne eylemci ne de davulcu kalmamış, o günden sonra da kolay kolay eylem olmamıştı.

O günkü eylemlerde ağır yaralanan bir kaç eylemci de hayatını kaybetmişti. Olayın aslı sonradan anlaşılmıştı.

Gayrı Müslimlerin gösteri yapacağı istihbaratını alan Sultan Abdülhamid davulcuların da aynı zamanda, aynı yerde eylem yapmaları talimatını vermiş ve eylemcileri davulcu-eylemci kavgası ile dağıtmıştı.

Olay Avrupa'ya da aynen böyle intikal etmişti.

Nitekim Abdülhamid Han eylemcileri asker zoru ile dağıtmaya kalksa, günümüzdeki gibi polis silah kullanıyor, özgürlüklerimiz kısıtlanıyor naraları atacaklar ve Osmanlının imajını istedikleri gibi zedeleyeceklerdi.

Ama Cennetmekân Sultan buna müsaade etmemişti. Onların zekâsı ile dalga geçiyordu adeta. 

Peki, bu olaydan en çok dersi Müslüman Türkler mi yoksa Gayrı Müslimler mi çıkardı? İşte sorulması gereken soru bu. Abdülhamid'in zekâsını bir kenara koyalım şimdi.

Olaydan çıkaracağımız derse geçelim. Müslüman Türk bir yana dursun, Ermeni'nin Rum'dan, Rum'un Musevi'den, Musevi’nin Ermeni'den ayırt edilebildiği o zamanlara ne oldu? "At izinin it izine karıştığı" şu zamanda Müslümanı bile Gayrı Müslim den ayıramıyorken, Ermeni’yi Musevi'den nasıl ayıracağız? Ya da ne yaptılar bize ki ayıramaz duruma geldik? Cevap basit; Kılık Kıyafet Kanunu.

Hani sarığı, cübbeyi, şalvarı kaldırdılar, yerine Batı Kültürüne ait kıyafetleri soktular ya hayatımıza! Bunun İslam’ı kılık-kıyafet sistemini değiştirmekle çokta alakası yoktu aslında.

Hedefleri sadece Osmanlı Devleti veya Türkiye'deki Müslüman Türk Milletini değil, dünyadaki bütün milletleri tek tipe sokmak ve aralarına rahatça karışabilmekti.

Ayırt edilememek onlara büyük bir kamufle avantajı sağlayacaktı.

Bugün Ok-meydanında, Taksimde, Maltepe Gül-suyunda, Mustafa Kemal Mahallesinde, orada veya burada, eylemlerin olduğu her yerde en az 5 İngiliz, 5 Alman, 5 Amerikalı, yani toplama vurduğunuzda farklı milletlerden kolektif en az 20 gösterici vardır.

Bunlar gösterilerin başını çekerler. Talimatlar yağdırırlar, kışkırtıcı hareketlerde bulunurlar, Molotofları hazırlatırlar, bomba ve silah tedarik ederler.

Bunlara baktığınız zaman ayırt etmeniz imkânsızdır. Çünkü Osmanlı Devletinden Türkiye'ye geçiş sırasında yapılan Kılık-Kıyafet Kanunu bunu imkânsızlaştırmıştır.

Artık dışarıya çıktığımızda gördüğümüz herkes Batı'nın Mümessilidir. Bu bizdendir diyebileceğiniz tek kişi yoktur. Biz dâhil. Değiştik ve değiştirildik.

Farklı amaçlarla. Kandırıldık desek, yeridir.

Bu gün gezi olaylarında gösteriler olsa, gösteriyi yapanları rahatlıkla kıyafetlerinden ayırt edebilsek.

Ya da Müslüman Türk'ü ayırt edebilsek, bu göstericilerin arasında bir tane bile Müslüman Türk yok desek, gezi olayları kimin umurunda olurdu? Okmeydanı’nı terörize eden gruplara baktığımızda kimin gerçek vatansever, kimin hain olduğu tiplerinden anlaşılsaydı, kim takardı onları Allah aşkına?

Plan aslında Gezi Olaylarında da, Okmeydanı’nda da ve bundan sonra olacak gösterilerde de tepkiyi halka mâl etmek.

Devlete karşı milletin tepkisi olarak olayı lanse etmek. Sadece Türkiye değil, Ukrayna’da, Brezilyada da durum aynı. 

Görüyorsunuz ya, Sultan Abdülhamid Han dedemizin icraatı bize ders olmuyor ama bütün dünya bundan ders çıkarıp eylem stratejisi geliştiriyor.

Ve sadece Türkiye'de değil bu kılık-kıyafet kanununu bütün dünyaya uyguluyorlar. Ayağa kalkmaya çalışan olursa anında tekme ile yere indirebilmek için! Dikkat edin.

Kıyafet kanunu demiyorum. Kılık-Kıyafet Kanunu diyorum.

Yani 2. dünya savaşından sonra Japonya ayağa kalkarken, oraları çok neden bu şekilde karıştıramadılar? Sebebi Japon milletinin çekik gözlü olması, karakteri, kılık kıyafeti ile ön plana çıkması ve rahatlıkla diğerlerinden ayırt edilebiliyor olması değil miydi? Araya sıkıştıracağın 3-5 Yahudi ya da İngiliz hiç bir şeyi değiştirmeyecekti.

Ama Türkiye'de durum böyle değil. Türk insanının pala bıyığını aldığın zaman, sakalını kestiğin zaman, takkesini, cüppesini, sarığını, şalvarını çıkardığın zaman Avrupalıdan ayırt etmek imkânsız hale gelir.

Bu da onların istediği şeydir zaten. Öyle de oldu.

Ceddimizin tarihinden biz değil de 7 düvel ders alıyor ya hani. İşte ona yanıyorum!


Haberseyret.com

YORUM YAPIN

Yorumlarınız editörlerimiz tarafından okunup onaylandıktan sonra yayına alınacaktır.

YORUMLAR

  • Eren

    19 Şubat 2017 15:24
    0 0
    İnşallah bu yaptığım 4-5 yorumu okuyucularınızdan tarafsız bir site olarak esirgemesiniz diye umuyorum ve Zat-ı Şahanelerinizde bu yorumları yayımlamasını bekliyorum
  • Eren

    19 Şubat 2017 15:23
    1 0
    Ayrıca 2. Mahmud'un fes ve pantolon yasaları o dönem ki Osmanlıları kültüründen uzaklaştırdı mı? Abdülhamid'in İstanbul'un bazı semtlerinde Türkçe ezan okutması o semtleri dinsizleştirdi mi? Abdülhamid'in açtığı okullar kişileri dinsizleştirdi mi? Ayrıca Japonların yaptığı Kıyafet İnkılabı onları kültürsüzleştirdi mi? İnanmıyorsanız araştırın
  • Eren

    19 Şubat 2017 15:23
    0 0
    Yani Abdülhamid'in zamanında yapmak istediğini Selanikli bir adam yapmak isteyince neden sorun oluyor üstelik onun açıp sistemini kendisi belirlediği bir okulda okuyan kişi.
  • Eren

    19 Şubat 2017 15:22
    0 0
    Ayrıca diğer inkılaplara konu dışı da olsa geçeceğim. 2. Abdülhamid İstanbul'un bazı semtlerinde ezanı Türkçe okutmuş ayrıca Latin harflerine geçmeye çalışmış ancak başaramamış ve batılı tarzdaki askeri okulları 2. Abdülhamid açmıştır yani bir bakıma Mustafa Kemal'i Abdülhamid yetiştirdi.
  • Eren

    19 Şubat 2017 15:22
    0 0
    Kıyafet İnkılabı Japonya'da Meiji Restorasyonu ile Kıyafet İnkılabı yapılmıştı. Üstelik 250 yıl bütün dış ilişkileri kesip Kuzey Kore gibi bir ülke olmalarına rağmen. Ayrıca Osmanlı'da ilk kıyafet İnkılabını 2. Mahmud fes ve pantolon giymeyi zorunlu kılarak yapmıştı.
  • sevgi

    19 Ocak 2016 09:03
    2 0
    kılık kıyafet devrimine karşıyım ama değiştirmesenizde bu sefer sizin giydiğiniz kıyafetileri giyerek aranıza karışırlardı
  • B.M3RT

    16 Ağustos 2015 02:45
    9 1
    Evet bakıldığı zaman Avrupalıdan bir farkımız yok. Onlar kılık kıyafet dalaveresi ile bu meseleyi çözdüler. Biz de istemeyerek de olsa onlara benzemenin acısını yaşarken bunu bir avantaja çevirip; onların aralarına sızıp onları kendi silahı ile vursak nasıl olur ?!
  • yalan dunya

    11 Haziran 2015 09:23
    17 22
    öncelikle bu yazımın yayınlanmasında şüphelerim olmasına rağmen yazıyorum....yani göreceğiz yazdığım yorumu yayınlayabilecekmisiniz ? kılık ve kıyafet batının dayatması demişsiniz, aramıza sızmaları daha kolay oluyor demişsiniz...peki kılık ve kıyafetiniz sizin hayal ettiğiniz şekilde olsaydı bu batının ve/ veya doğunun aramıza sızmalarına nasıl engel olurdu ? yani kılık ve kıyafetinizi taklit edemezlermiydi ? arabistan çöllerinde smokinli ingilizler mi dolaşıyorlardı ? kılık ve kıyafetiyle arapdan farkları yoktu....kaldı ki bu Türkiye için geçerli olmasın......ayrıca japonlar çekik gözlü değillerdir ! çekik gözlü olanlar çinlilerdir ! farklı bir bakış açısıda bu batıya olan benzerliği akıl olalım biz onlara karşı kullanalım.....lafın özü şu bu işler kılık ve kıyafetle olmaz....
  • bilal bozkurt

    21 Ocak 2015 11:52
    26 10
    yazılarınızı özellikler takip ediyorum beğeniyorum eğer sizinde izniniz olursa yazıcağım kitaba bu yazınızı koymak istiyorum.. saygılarımla
YAZARIN DİĞER MAKALELERİ Tümü
BU KATEGORİDEKİ DİĞER MAKALELER
ÖNE ÇIKANLAR Tümü
YAZARLAR

Copyright © 2017 Sesli Makale - Tüm Hakları Saklıdır.

Rta Yazılım

;