GÜNCEL

Ali Karahasanoğlu : Fetullah Gülen’in 25 Aralık’tan haberi yok muydu?

Tarih
04 Nisan 2016
İzlenme
Kişi
Yazar
Ali Karahasanoğlu

Fehmi Koru, bir türlü kapağı atamadığı Hürriyet’e, röportaj vermiş.

Gülen’in hükümete yolladığı mektubun arka planını aktarmış.

17 Aralık sonrasında, henüz 25 Aralık operasyonu başlamamış iken.

Fehmi Koru, Pensilvanya’ya gidiyor.

Gülen ile görüşüp, ondan bir mektup alıp, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’e getiriyor..

Başbakan Tayyip Erdoğan’ın da, mektuptan bilgisi olmasını istiyor..

Ama o mektup gelirken..

Mektupla çelişen bir gelişme yaşanıyor, 25 Aralık operasyonu başlatılıyor..

İşte bu süreci anlatan Fehmi Koru’nun röportajında, bana en ilginç gelen bölüm şu: 

“25 Aralık’ta, ikinci girişim patlayınca en çok ben şaşırdım. Bunun üç-dört gün önce görüştüğüm kişinin talimatıyla olabileceğinden ciddi kuşku duydum, hâlâ bu kuşkuyu taşıyorum. (..) 25 Aralık, sanki Fethullah Gülen’e rağmen, hatta belki barışa doğru giden bu süreci bitirmek için başlatılmış gibime geldi.”

Koru’nun sunmaya çalıştığı tabloyu kendi ağzından aktarayım:

“Dershanelerin kapatılmasına yol açacak yasal girişim onu (Gülen’i) çok rahatsız ediyordu. Bu girişimin ortadan kaldırılması durumunda, siyasetin gördüğü bütün yanlışlıkların (17 Aralık operasyonunun) ortadan kaldırılmasını düşündüklerini ifade etmişti.”

Buradan iki önemli sonuç çıkarabiliriz:

1) Gülen, yeri geldi başörtüsüne bile füruat diyebildi. İslam’ın kesin emirlerini taviz konusu edebildi. Ama dershanelerde tavize asla yanaşmadı.. Dershaneleri adeta kesin bir farz gibi gördü..

2) Gülen, dershaneler konusunda hükümetin yumuşak bir geri adım atması halinde, 17 Aralık’taki tüm iddialarından da vazgeçmeye hazırdı..

İkisi de, bir müslümana yakışmayan tavır..

Bir müslüman, Allah’ın emretmediği dershaneleri böylesine önemli bir konu gibi göremeyeceği gibi..

Eğer 17 Aralık’ta gerçekten iddia edildiği şekilde bir yolsuzluk var idiyse..

Bir müslüman.. Şu veya bu tavizle de, o yolsuzlukların peşini bırakma sözü veremez..

Öyle ise gerçek ne?

Gerçek şu:

Gülen grubu, dershaneleri, hammadde kaynağı gibi görüyordu.

Fabrikaları var...

Fabrikada kullanacakları hammadde ise, dershanelerden geliyor.

Fabrikayı işletmek için..

Dershaneler zorunlu..

Hem para kaynağı. Hem de orada işledikleri öğrenciler sayesinde, devlette söz sahibi oluyorlardı..

Vatandaşın gelirinin üçte biri dershanelere mi akıyormuş?

Hiç önemli değil..

Dar gelirliler bile, bu adaletsiz sistemde, dershanelerin oyuncağı mı oluyormuş..

Hiç sorun değil..

Başarılı, ancak fakir çocukların hak ettikleri fakültelerde okumaları, bu girdapta hayal olarak mı kalıyormuş.

Onlar için dert değil.

Gülen’in fabrikasına, hammadde lazım.

O da dershanelerden geliyor.

Dolayısı ile, asla ve kata, dershaneler kapatılamaz.

Ama gördük işte..

Gülen grubu...

Dershaneleri kapattırmamak için çıktığı yolda..

Altın madeni şirketlerini, matbaalarını, televizyonlarını, gazetelerini, okullarını, üniversitelerini, kitap dağıtım şirketlerini, teknoloji şirketlerini, kargo şirketlerini ve burada sıralayamayacağım kadar yüzlerce şirketini kaybetti..

Hâlâ gerçeği göremiyorlar. Hâlâ “Yanlış yaptık” diyemiyorlar..

Gülen’in kaybettiklerini, kendisi düşünsün.

Benim için önemli olan, dindar yöneticiler için oluşturdukları algı..

“Dindar geçiniyorlar ama, rüşvet almışlar” görüntüsü..

Son röportajda, bu algının suni oluşturulduğu adeta itiraf ediliyor..

Dershanelerin kapatılmaması konusunda hükümet bir geri adım atarsa, Gülen’in 17 Aralık’tan vazgeçme sözü, hükümeti suçlayıcı nitelikteki soruşturmaların gerçek dışılığını çok açıkça ifşa ediyor.

17 Aralık’ta gerçekten bir yolsuzluk var ise.. Bir rüşvet var ise..

Gülen vazgeçse ne olur, vazgeçmese ne olur..

Soruşturmalar, nasıl kapatılabilinir ki?

Ama gerçekte olmayan bir yolsuzluk iddiası..

Ellerindeki bazı imkanlar sayesinde, “varmış gibi” gösteriliyor ise..

Tabii ki bundan geri adım atmak mümkündü..

Varmış gibi gösterilen yolsuzluğun olmadığı, iddia sahipleri tarafından da açıklandığında, kim ne diyebilirdi ki?

(Somut bir örnek vereyim. O tarihte, Etiler Polis Okulu’nun peşkeş çekildiği iddia edilmişti. O arsa, bugün dahi halen belediyenin malı. Kimseye peşkeş çekilmiş değil.. Bunu biz söylüyoruz da.. Kimse inanmıyor. Ama.. Hükümet dershaneleri kapatmaktan vazgeçseydi.. Gülen’in savcıları da.. “Polisler yanlış işlem yapmış. Tapu hâlâ belediyede imiş” deyip, suçlamaları geri çekeceklerdi.. Bu uzlaşma olmadığı için.. Gülen tarafı hâlâ iftirayı ısrarla tekrarlıyor.. Bazı insanlar ise.. Bugün dahi... “Etiler Polis Okulu peşkeş çekildi” diye inanıyor!) 

Röportajdan çıkarılacak en önemli husus ise..

Gülen’in, 25 Aralık operasyonundan haberdar olmaması ihtimali..

Fehmi Koru, bunu güçlü bir ihtimal olarak dile getiriyor..

Ben de buna inanmak isterdim ama..

Gülen ve grubunun o tarihten bu yana, ısrarla devam eden açıklamalarına, devam eden beddualarına, 25 Aralık operasyonuna imza atan polis ve savcılara, hakimlere ölümüne sahip çıkmalarına ne diyeceğiz?

Gülen’den habersiz olarak 25 Aralık operasyonu yapılmak istendiyse..

Gülen’in bunlara tavır koyması gerekmez miydi?

Siz dershaneler konusunda, belki de “uzlaşma” ile sonuçlanacak bir mektup yazıyorsunuz..

Sizinle birlikte hareket ettiği iddia edilen savcılar, polisler..

Bu uzlaşmayı baltalamak için, ikinci bir operasyon yapıyor..

Ve siz de, o polislere, savcılara, yine sahip çıkıyorsunuz..

Mümkün mü bu?

(‘Keşke uzlaşma olsaydı’ düşüncesi ile bu ihtimali dile getirmiyorum.. Gülen grubundaki samimiyetsizliği ispat için, bu ihtimali dillendiriyorum.)

YeniAkit
4 Nisan 2016

YORUM YAPIN

Yorumlarınız editörlerimiz tarafından okunup onaylandıktan sonra yayına alınacaktır.

Hiç yorum yapılmamış

YAZARIN DİĞER MAKALELERİ Tümü
BU KATEGORİDEKİ DİĞER MAKALELER
YAZARLAR

Copyright © 2018 Sesli Makale - Tüm Hakları Saklıdır.

Rta Yazılım

;